Bugün sanki hiç yok,
dün vardı ve olmamış gibi,
yarın en güzel gün şairin dediği gibi,
Sorunlar ve insanlar, gelip geçmeleri anlamsız geliyor,
bir çoğunu hatırlamıyorum bile tek teselli hayat devam ediyor,
biri vardır unutamadığına inanamaz sadece düşünürsün,
Yıllar sanki günler olmuş,
dün ne yediğim gibi bazıları,
Anlamsız ve kıt sanki düşüncelerim,
Sonuca bağlanacak bir düzen yok,
değişmek istiyorum her gün tek rutin bu
değişmek istemekle değişilmiyor
dönüp dolaşıp değişmemek tek övünç
gittiğini gördüklerime dur demek bile zor
her duygu birer imparatorluk kuruyor benliğimde
sahip olamıyorum hissiyatla hiç birine
güzel olan herşey kötü olduğum için değil
gitmesi gerektiğinden gidiyor
sorunlara çay koyamıyor,
oturup konuşamıyorum,
beraber içince de hır gür çıkarıyor her biri,
artık sorunları çözemediğim için bahaneler bile aramıyor,
birilerini üzdüğümde sebeplere sığınmıyorum,
gizlemiyorum yalnız taraflarımı,
paylaşmak da istemiyorum zamanımı,
dile getirmedikçe mutlu oluyorum,
mutlu olmak için bir şeyler yapmak bir yana,
mutlu olmayı görmemek sayıyorum,
gözyaşları o kadar uzak ki yaşanan hiç bir şey şaşırtmıyor,
bu ay kaç çekecek, yarın kimle randevum var ve sabah kaçta kalkmam gerekiyor,
düzen bile düzensizliğime alışmış halinden memnun,
bugün günlerden neydi zaman neden anlamsız,
sığdıramadığım ve kabul ettiremediğim o kadar şey var ki yüreğime,
zamana ve dünyaya sığdırılmaya hazmedemiyorum,
her başlangıç sadece kaçmamı sağlıyor, değişen tek şey günler oluyor ve ben sadece yirmi beşinci saati yaşıyorum.
Karışık Duygular Ansiklopedisi
Karışık duyguların karışık duygular sahibi biri tarafından anlatılması sizce nasıl olur ? Gri bir koku alıyoruz, siyah ve beyazın karışıklığı. Karışık duygular, anlam veremediğimiz detaylar ile sizlerle olmaya devam edecek
20 Ağustos 2015 Perşembe
366. Gün
Etiketler:
25. saat,
366. gün,
üç yüz altmış altıncı gün,
yalnızlık şiirleri
10 Haziran 2015 Çarşamba
Dünyanın Sonuna Doğmak Serisi - Sistemin Kölesi Olmak
Değerli Dostlar,
yıllar yıllar geçti, düşüncemiz birileri tarafından itelendi. Düşündüklerimiz dillere inci olamadı, gördüklerimiz hafızalarda hapis kaldı, duyduklarımız kulaklarda, okuduklarımız beyinlerimizde kaldı. Eleştiriye gelince işin bokunu çıkaranlar olan biz piyonlar, iş icraate geldiğinde oturacak koltuk, yatacak yatak, kaçacak delik aradık.
İsyanlara surat çevirdik, eğlenceye kucak açtık, bize dokunmayanı göz ardı ettik. Yardım isteyeni ileride lazım olur bize diye kurtardık. İşimizin düşmeyeceğine inandıysak elimizin tersiyle gönderdik.
Siktiri hak eden olduğunda menfaat uğruna eyvallah çektik. Değerleri, inançları, insanı insan yapanları unutup cebimizin derdine düştük. Cebimizin derdi kadar düşündük, onun derdi kadar kıçımızı kaldırdık yerinden, fazlasını isteyenlerimiz gözlerini doyuramadığı kadar ceplerine baktı.
Televoleye suç bulduk gençler uyutuluyor dedik. Sistemin ve hayatın ilerlemesi şu şekilde geçti ve gidiyor.
- Kitaplar
- Gazeteler
- Radyolar
- Televizyon
- İnternet
- Sosyal Medya
Bu devinim ve haber araçlarının evrimi sonucunda ise her yenilikten öncesi eleştirildi. Nerede radyo dinleyen insanlar denildi tvye bok atıldı. Nerede bilgi ve belgesel değeri taşıyan yayınlar denildi İnternete bok atıldı. Nerede o eski kütüphane mantığı denildi sosyal medyaya, internete kitap okumayana ....
Kim bilebilirdi ki gündemi insanların belirlediği sosyal medya adında bir platformun çıkacağını ve herkesin hayatının özetini bu alana kaydedebileceğini, sistemi suçlayan insanların bir çoğuna bakıyoruz da gündelik hayatlarında pek de değerli bilgi yada uğraşlar ile ilgilendikleri söylenemiyor. Sistemin kölesi olmak, aslında hak ettiğimizin önümüze çizilmesi değil mi ? Bundan önce toplumlar olarak hak ettiklerimiz zor ve kaza bela kaderimiz olarak büyük oyuncular tarafından önümüze serilirken artık bu geleceğin daha kolay çizilmesinden farklı değil mi ?
Nerede o eski bayramlar kafası nerede o eski günlere dönüşse de kimseyi sorgulamamıza gerek yok. Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi ''Gelişen Birey, Gelişen Toplum'' düşüncesi es geçilen yegane gerçek. Yanlşları düzeltmeye kendisinden başlamayan kişiler başkalarını eleştirmekten mutludur ve eleştirmeye de devam edecektir. Sahip olduğumuz siyasi, dini düşünceler başkalarını eleştirmemiz için sahip olduğumuz kanaatler değildir. Çok basit ve unutulmaması gereken bir gerçek olarak; herkes kendi dünyasında en fazla değerin sahibidir ve herkes kendi dünyasını değiştirerek inovatif olabilir. Kendisini dar zihniyetlere hapseden her birey çevresindeki de aynı darlığa hapsettiği gibi seçeceği ve hak ettiği çevrede de bir değişim beklememelidir. Bu dar çevrelerin edindiği yeni çevreler git gide kendilerine ritüel olmuş ve hiç sorgulamadıkları değerleri mantıksız da olsa benimsemeye devam etmektedir.
Moronlar topluluğu da bu şekilde oluşmaktadır. Öğrenen ve bilgilerini sürekli tazeleyen kişiler kendi rehberliklerindeki sorgulamalar ile kendisine benzemediğini düşündüğü çevreden kurtulup yeni arayışlar içerisine girecektir. Dünyanın herhangi bir noktasından yeni bir çevre edinebileceğimiz bu çağda bile hala eleştirdiğimiz eskiye dönüş ve özlem olması aslında git gide kötü olmamızdan başka bir şey değildir.
Eskiden şu vardı ve bu vardı retroculuğu klasik olmaktan çıkmış ve özlem noktasında kahredici düzeylere varmışsa bu durum kişinin geçmişte daha mutlu olduğunun bir göstergesi olmaktan başka bir şey değildir.
Dünyanın sonuna doğduğunu düşünen insanların orta çağlardan beri farklı düşünenler üzerine gitmesi de bu basit olgunun sadece bir sonucudur. Devrinden farklı düşünen insanlar ötekileştirilmiştir. Çünkü bu farklı insanların düşündükleri moronların akıllarına yatsa da kendilerini bu anlamda geliştirmeleri imkansız olduğu ve çarklara zarar vereceği için farklıların cezalanması moronların akıllanmasından iyi olsun ki çarklar dönmeye devam etsin düşüncesini ışıldatmaktadır.
Her fikir, her yenilik eleştirilmelidir. Eleştirilmelidir fakat yerden yere vurulmamalıdır. Dünyanın en zor işlerinden biri değişime ayak uydurmaktır. İnsanı insan yapan değerlere sahip olan biri hiç bir kötülüğü benimsemez ve bunları hayatının içerisinde tutmaz. 30'lu yaşlarına gelen bir kişiyi sistemin kölesi olmakla suçlamasın kimse, otuz yıllık alışkanlıklar ve eylemler kendisini kolaylıkla çürütemez. İnsanlar sahip oldukları duyguları ve bu duygular etrafındaki görüşlerini, hayata bakışlarını kolaylıkla silemez hafızalarından. Dünyanın sonuna doğmak korkusu çivisi çıkan bir toplumun içinde olduğunu düşünmekle alevlenmemelidir. O toplumun davranışlarından rahatsız isen bunda senin de suçluluk payın vardır. Bunun nedeni de gayet basit sen de bu toplumu oluşturuyorsan ve iyi olan özellikleri kendine yapıştırıyor ve gururlanıyorsan kötü özelliklerini de yapıştıracaksın. Dünya dönmeye devam ederken sen nefes almaya devam ederken, eleştiri denilen sakızı gündeme getirmekten vazgeç. Rahatsız olduğun davranışları değiştirmeye kendinden başla, seni örnek alanlar çoğaldıkça bundan mutlu ol. Başkalarını değişmeye zorlama kimseyi senden farklı olduğu için de eleştirme yada övme.
Sistemin kölesi olmak sorgulamamak diye düşünüyorsun da dışlamak da sistemin çarklarını yağlamaktan başka bir işe yaramaz. Köle dediklerin dışlanmışlık korkusu ile hızlanmaya devam eder ve haksızca eleştirdiklerin daha hızlı büyümeye başlar.
yıllar yıllar geçti, düşüncemiz birileri tarafından itelendi. Düşündüklerimiz dillere inci olamadı, gördüklerimiz hafızalarda hapis kaldı, duyduklarımız kulaklarda, okuduklarımız beyinlerimizde kaldı. Eleştiriye gelince işin bokunu çıkaranlar olan biz piyonlar, iş icraate geldiğinde oturacak koltuk, yatacak yatak, kaçacak delik aradık.
İsyanlara surat çevirdik, eğlenceye kucak açtık, bize dokunmayanı göz ardı ettik. Yardım isteyeni ileride lazım olur bize diye kurtardık. İşimizin düşmeyeceğine inandıysak elimizin tersiyle gönderdik.
Siktiri hak eden olduğunda menfaat uğruna eyvallah çektik. Değerleri, inançları, insanı insan yapanları unutup cebimizin derdine düştük. Cebimizin derdi kadar düşündük, onun derdi kadar kıçımızı kaldırdık yerinden, fazlasını isteyenlerimiz gözlerini doyuramadığı kadar ceplerine baktı.
Televoleye suç bulduk gençler uyutuluyor dedik. Sistemin ve hayatın ilerlemesi şu şekilde geçti ve gidiyor.
- Kitaplar
- Gazeteler
- Radyolar
- Televizyon
- İnternet
- Sosyal Medya
Bu devinim ve haber araçlarının evrimi sonucunda ise her yenilikten öncesi eleştirildi. Nerede radyo dinleyen insanlar denildi tvye bok atıldı. Nerede bilgi ve belgesel değeri taşıyan yayınlar denildi İnternete bok atıldı. Nerede o eski kütüphane mantığı denildi sosyal medyaya, internete kitap okumayana ....
Kim bilebilirdi ki gündemi insanların belirlediği sosyal medya adında bir platformun çıkacağını ve herkesin hayatının özetini bu alana kaydedebileceğini, sistemi suçlayan insanların bir çoğuna bakıyoruz da gündelik hayatlarında pek de değerli bilgi yada uğraşlar ile ilgilendikleri söylenemiyor. Sistemin kölesi olmak, aslında hak ettiğimizin önümüze çizilmesi değil mi ? Bundan önce toplumlar olarak hak ettiklerimiz zor ve kaza bela kaderimiz olarak büyük oyuncular tarafından önümüze serilirken artık bu geleceğin daha kolay çizilmesinden farklı değil mi ?
Nerede o eski bayramlar kafası nerede o eski günlere dönüşse de kimseyi sorgulamamıza gerek yok. Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi ''Gelişen Birey, Gelişen Toplum'' düşüncesi es geçilen yegane gerçek. Yanlşları düzeltmeye kendisinden başlamayan kişiler başkalarını eleştirmekten mutludur ve eleştirmeye de devam edecektir. Sahip olduğumuz siyasi, dini düşünceler başkalarını eleştirmemiz için sahip olduğumuz kanaatler değildir. Çok basit ve unutulmaması gereken bir gerçek olarak; herkes kendi dünyasında en fazla değerin sahibidir ve herkes kendi dünyasını değiştirerek inovatif olabilir. Kendisini dar zihniyetlere hapseden her birey çevresindeki de aynı darlığa hapsettiği gibi seçeceği ve hak ettiği çevrede de bir değişim beklememelidir. Bu dar çevrelerin edindiği yeni çevreler git gide kendilerine ritüel olmuş ve hiç sorgulamadıkları değerleri mantıksız da olsa benimsemeye devam etmektedir.
Moronlar topluluğu da bu şekilde oluşmaktadır. Öğrenen ve bilgilerini sürekli tazeleyen kişiler kendi rehberliklerindeki sorgulamalar ile kendisine benzemediğini düşündüğü çevreden kurtulup yeni arayışlar içerisine girecektir. Dünyanın herhangi bir noktasından yeni bir çevre edinebileceğimiz bu çağda bile hala eleştirdiğimiz eskiye dönüş ve özlem olması aslında git gide kötü olmamızdan başka bir şey değildir.
Eskiden şu vardı ve bu vardı retroculuğu klasik olmaktan çıkmış ve özlem noktasında kahredici düzeylere varmışsa bu durum kişinin geçmişte daha mutlu olduğunun bir göstergesi olmaktan başka bir şey değildir.
Dünyanın sonuna doğduğunu düşünen insanların orta çağlardan beri farklı düşünenler üzerine gitmesi de bu basit olgunun sadece bir sonucudur. Devrinden farklı düşünen insanlar ötekileştirilmiştir. Çünkü bu farklı insanların düşündükleri moronların akıllarına yatsa da kendilerini bu anlamda geliştirmeleri imkansız olduğu ve çarklara zarar vereceği için farklıların cezalanması moronların akıllanmasından iyi olsun ki çarklar dönmeye devam etsin düşüncesini ışıldatmaktadır.
Her fikir, her yenilik eleştirilmelidir. Eleştirilmelidir fakat yerden yere vurulmamalıdır. Dünyanın en zor işlerinden biri değişime ayak uydurmaktır. İnsanı insan yapan değerlere sahip olan biri hiç bir kötülüğü benimsemez ve bunları hayatının içerisinde tutmaz. 30'lu yaşlarına gelen bir kişiyi sistemin kölesi olmakla suçlamasın kimse, otuz yıllık alışkanlıklar ve eylemler kendisini kolaylıkla çürütemez. İnsanlar sahip oldukları duyguları ve bu duygular etrafındaki görüşlerini, hayata bakışlarını kolaylıkla silemez hafızalarından. Dünyanın sonuna doğmak korkusu çivisi çıkan bir toplumun içinde olduğunu düşünmekle alevlenmemelidir. O toplumun davranışlarından rahatsız isen bunda senin de suçluluk payın vardır. Bunun nedeni de gayet basit sen de bu toplumu oluşturuyorsan ve iyi olan özellikleri kendine yapıştırıyor ve gururlanıyorsan kötü özelliklerini de yapıştıracaksın. Dünya dönmeye devam ederken sen nefes almaya devam ederken, eleştiri denilen sakızı gündeme getirmekten vazgeç. Rahatsız olduğun davranışları değiştirmeye kendinden başla, seni örnek alanlar çoğaldıkça bundan mutlu ol. Başkalarını değişmeye zorlama kimseyi senden farklı olduğu için de eleştirme yada övme.
Sistemin kölesi olmak sorgulamamak diye düşünüyorsun da dışlamak da sistemin çarklarını yağlamaktan başka bir işe yaramaz. Köle dediklerin dışlanmışlık korkusu ile hızlanmaya devam eder ve haksızca eleştirdiklerin daha hızlı büyümeye başlar.
Etiketler:
dünyanın sonuna doğmak,
nerede o eski bayramlar,
sistemin kölesi olmak,
sosyal medya gençliği
17 Nisan 2015 Cuma
İç Dünya
İç dünya olarak tabir ettiğimiz düşüncelerimiz aslında kendimize göre nasıl biri olduğumuzun cevabıdır. İnsanlar başkalarına göre farklı tanımlarla karşılaşabilir. Değerlendirmeler kişilerin kendi tecrübeleri ve duygu yoğunlukları arasındaki bağlar ile yapılır. Kimse farkında olmadığı bir duyguyu başka birinde yaşayamaz yada başka birinin yaşadığını iddaa edemez.
Duygular yaşanmışlıklarla şekillense ve öğrenilse de dogmatik(fabrika ayarlarımızdan gelen) bilgilerle karşılaştırılır. Bu sebeple yaptığımız analizlerde yada arkadaş çevremizi belirlerken bilinçli yada bilinçsiz edindiğimiz kurallar dizesindeki düzeni sürekli değiştirir ve dinamik bir yapı ile ilerleriz.
Yeni insanları tanıdıkça değiştirdiğimiz bu kurallardan edinilmiş tecrübeleri yeni insanlara olumsuz aktarmamak amacıyla, kişilerin önce kendilerini maksimum düzeyde tanımaları veya tanımaya çalışmaları gerekmektedir.
Kendimizi yada menfaatlerimize dayalı tercihlerimizi geliştirmenin en objektif ve harika yolu Empati kavramını irdelemekle olacaktır. Empati yapılmadan kurulan işler, edinilen arkadaşlıklar, hayat düzeni gibi eylemlerin hiç biri başarıya ulaşmaz. Bu sebeple yaptığımız çalışmalarda yada tercihlerde öncelikle Empati üzerinden ilerlemek en ideal yöntemdir.
Arkadaşlık yada ilişki kurmayı düşündüğümüz kişiye ;
- Ne katkımız var ?
- Ne katkımız olabilir ?
- Hangi fayda için birlikteyiz ?
- Hangi fayda olmazsa mutlu olunmayacağı düşünülüyor ? (çift taraflı)
Gibi sorular objektif yanıtlanmalı ve bu cevaplar sonucunda, aslında gerçekci olmayan beklentileri görmeli ve ilişkiyi bitirmeliyiz. Aksi taktirde başlanacak ortaklık hüsranla sonuçlanacaktır.
İç dünyamız hakkında detaylı bilgiler edinmenin ilişkiler, işler, arkadaşlıklar, aile kavramı gibi hayatımızı ve kalitesini belirleyen ortamların şekillenmesinde önemli bir rolü vardır. Kişi kendini tanıdığı kadar geleceği tanıyacaktır. Kendini tanıdığı kadar diğerlerini tanıyacaktır.
Davranışlarınız karşınızdakilerin görüşlerine göre şekillenecek ve karşınızdaki kişinin hangi duyguları yoğun olarak yaşadığına göre söyledikleriniz yada eylemleriniz yorumlanacaktır. Bu yorumlara göre yaşamak yerine, kendinize uzaklaşarak objektif değerlendirmeler yapmayı deneyin.
Duygular yaşanmışlıklarla şekillense ve öğrenilse de dogmatik(fabrika ayarlarımızdan gelen) bilgilerle karşılaştırılır. Bu sebeple yaptığımız analizlerde yada arkadaş çevremizi belirlerken bilinçli yada bilinçsiz edindiğimiz kurallar dizesindeki düzeni sürekli değiştirir ve dinamik bir yapı ile ilerleriz.
Yeni insanları tanıdıkça değiştirdiğimiz bu kurallardan edinilmiş tecrübeleri yeni insanlara olumsuz aktarmamak amacıyla, kişilerin önce kendilerini maksimum düzeyde tanımaları veya tanımaya çalışmaları gerekmektedir.
Kendimizi yada menfaatlerimize dayalı tercihlerimizi geliştirmenin en objektif ve harika yolu Empati kavramını irdelemekle olacaktır. Empati yapılmadan kurulan işler, edinilen arkadaşlıklar, hayat düzeni gibi eylemlerin hiç biri başarıya ulaşmaz. Bu sebeple yaptığımız çalışmalarda yada tercihlerde öncelikle Empati üzerinden ilerlemek en ideal yöntemdir.
Arkadaşlık yada ilişki kurmayı düşündüğümüz kişiye ;
- Ne katkımız var ?
- Ne katkımız olabilir ?
- Hangi fayda için birlikteyiz ?
- Hangi fayda olmazsa mutlu olunmayacağı düşünülüyor ? (çift taraflı)
Gibi sorular objektif yanıtlanmalı ve bu cevaplar sonucunda, aslında gerçekci olmayan beklentileri görmeli ve ilişkiyi bitirmeliyiz. Aksi taktirde başlanacak ortaklık hüsranla sonuçlanacaktır.
İç dünyamız hakkında detaylı bilgiler edinmenin ilişkiler, işler, arkadaşlıklar, aile kavramı gibi hayatımızı ve kalitesini belirleyen ortamların şekillenmesinde önemli bir rolü vardır. Kişi kendini tanıdığı kadar geleceği tanıyacaktır. Kendini tanıdığı kadar diğerlerini tanıyacaktır.
Davranışlarınız karşınızdakilerin görüşlerine göre şekillenecek ve karşınızdaki kişinin hangi duyguları yoğun olarak yaşadığına göre söyledikleriniz yada eylemleriniz yorumlanacaktır. Bu yorumlara göre yaşamak yerine, kendinize uzaklaşarak objektif değerlendirmeler yapmayı deneyin.
Etiketler:
iç dünya,
iç dünyamızı tanımak,
iç dünyayı tanımak
15 Şubat 2015 Pazar
Yalnızlık
Yalnızlık, tek başına kalmak anlamına gelir. Genellikle etrafında birileri olsa bile yalnızlık duygusu içerisine giren kişiler yalnız kaldıklarında daha güvende yada değerli hissederler. Bu sebeple yalnızlık duygusu çeken kişinin hiç bir arkadaşı olmaması durumu üzerinde yoğunlaşmamak gerekir.
Genellikle mutlu olunan anılara ithafen başlayan yalnızlık duygusu, günümüzde : işssizlik sonrası, okul sonrası ve uzun bir ilişki sonrasında kendini göstermektedir. Ne yaparsa yapsınlar eskisi gibi olmayacağını düşünen ve genellikle geçmişe özlemin artması ile yaşanan duygunun hissedilebilirliğinin artmasıdır.
Bu tür durumlarda nefsi müdafa genellikle eve kapanmakla kendini gösterir. Aslında bu durum bir seçimdir. Kendi kendine yetebilme düşüncesi ve etrafına bağımlılık oranı arasındaki git gelleri yaşatan durum çoğu zaman atlatılması zor travmalara olabilir. Bu süreç içerisindeki kişiler yanlış tercihleri yada kendilerine zarar vermeleri ile ünlüdürler.
Bir ilişkiden sonra uzun zaman geçmesini beklemek, yada sevdiği birini kaybeden kişinin belirli bir zaman normal hayatına dönmesi için beklemesi; yalnızlık duygusu yada travması ile birlikte gelebilecek basit sorunlarla daha az karşılaşmanın bilinçaltına verdiği mesajdır. Aynı şekilde küçük başarısızlıklar sonrasında yalnız kalma isteği de kişinin kendi ile hesaplaşmasını içerir.
Bu tarz hesaplaşmalar kişinin yetişme biçimi yada karakteri ile farklılık gösterebilir. her insan hatalarını kolaylıkla kabul edemez. Bir çok kişi başkalarına yada diğer olaylara hatasını yüklerken bazıları da hatalarını kabul etmeleri sonucunda nasıl böyle bir hata yaptıklarını düşünür ve kendilerine kızarak zamanlarını geçirirler. Tüm bu sebepler yada olayların en bağımsızı, hatayı mümkün olduğu kadar objektif değerlendirmek ve sonuçta kendi hükümlerini eleştirmek olacaktır. Çünkü diğerğ kişi yada olayları değiştirebilmemiz oldukça güçdür. Kendi kararlarımızı vermek ise aslında iki dudak arasında kalmaktadır.
![]() |
| Yalnızlık fotoğrafı |
Değişim ve değişmek insanların genellikle çok zor olduğunu düşündüklerini konuları kapsarlar. her bir hatayı derinleştirdiğimizde ise aslında olayın kahramanları arasında en avantajlı olduğumuz durum kendi bakış açımızdır. Hiç kimse kendi dünyasını tam anlamıyla başkalarına yansıtamaz durum bunlardan ibaretken aslında hatalar başkasının bile olsa sonuçlarını kendimize yüklememek zaman kaybından başka bir şey değildir.
Yalnızlık ve Özlem, konuları da içiçe olan bir çok duygudan en popüler ikilidir diyebiliriz. Bu iki duygu yaşaması yoğun duygular olduğu için kişinin kendi dünyasında cevapsız sorular türetmesine neden olmaktadır. En uzun yolculuğu hayat olan insan, genellikle bu yolculuğun dışındaki olaylara odaklanır ve her hatasını tüm hayatını etkileyecek koşullara bağlamaya çalışır. Bu durum esasında yaptığı hatayı önemli kılmak ve tekrarlamamak olsa da tecrübe yada bilgi eksikliği sonucunda kendini çıkışı olmayan yürüyüşlere çıkarmaya çalışır.
Yalnızlık ve hatalar üzerine komplolar ürettikten sonra yalnızlığın hatalar sonucundan geldiği algısına kapılmayalım. Yalnızlık her insanın hayatı boyu en az bir kaç kere yaşadığı fakat şiddetinin kişiden kişiye değiştiği durumları tespitler.
Lise arkadaşlarının hiç bir dostluk gibi olmadığını düşünmenin de temel nedenlerinden biridir bu durum. İnsanlar lise arkadaşlarından konular açılınca genellikle abartılarda bulunur. Aynı hedef uğruna çalışan ve aynı duyguları ilk kez yaşayan kişilerin birbirlerine bağlanmasından farklı olmayan bu durumun nedenini insanlar aramaz ve özlem duygusu ile bir köprü kurmaya ve kısa süreliğine bu güzel yılları hatırlmaya çalışırlar.
Oysa ki yaşınız ilerledikçe ve ilgili yıllara uzaktan bakmaya başladığınızda o yaş grubunun da belirli ve ciddi sorunları olduğunu kısa sürede gözlemleyebilirsiniz. Bu yıllarda yaşadığınız sorunlarla karşılaşırsanız ilerleyen yıllarda daha özgür yada daha boşvermiş davranırsınız. Kişi kendinden vaz geçtiği kadar özgürdür sözü de buralardan çıkmadır diye düşünüyorum.
Yalnızlık duygusu zaman ilişkisi ise yalnızlığın hissettirdiği kötü duyguları durdurmaya yöneliktir. İnsan hayatının kısıtlı olduğunun farkındadır. Bu farkındalık küçük hedefler peşinde koşan insanlar tarafından fark edilmese de genellikle uzun vadeli planlarda kendini gösterir. İşte bu tip durumlarda zaman geçmesin yaşanacak o kadar güzellik varken yalnızlık neden derken, Dursun Zaman ! dediğimiz anlar olur.
Her sabah doğan güneşe bile anlamlar yükleyen insanoğlu gözleri yaşla dolduğunda, gittiği yada gideni bulunan hikayelerin bir figüranı olduğunu hisseder. Çoğu zaman olduğundan fazla anlamlar yüklemek de işte bu sebeple tehlikelidir. Kendinizi bir aşk hikayesinin kahramanı olarak görebilirsiniz fakat bu hikayede yalnız kaldığınızda figüranlığın verdiği hisler sonucu ya başarısız yada kendinize küçük hikayeler arayan biri olursunuz. Sonuç tabiki hüsranla kendini gösterir. Şıpsevdi insanlar bu değersizlik durumundan ve bu durumu kabul etmelerinden dolayı sürekli karar değiştirirler ve farklı insanlar aramaya yönelimlidirler. Madem ki tam bir hikayem olmayacak o zaman bir çok hikayede küçük roller üstleneyim düşüncesi buradan kendini somutlaştırır.
Ve bu duygular içinde, her gün sona ererken aynı hissiyatların anlamsızlığı günden güne ağırlaşır. Her yalnız günde geçmişe bakmak kendinizden o ölçüde uzaklaşmanızı sağlar. Birinin yada bir şeyin yokluğunda yapılacak en güzel şey kendimizi biraz daha tanımaktır. Bize böylesine bir ceza veren hatalarımızı tekrar etmemektir. mutluluk kırıntıları için hayat boyu unutulmayacak isimleri ezberlememektir yapılması gereken...
Yalnızlık duygusu sarp ve zirvesi görünmeyen bir dağın tepesine ulaşmak gibi gözlemlense de yeni insanlarla tanışarak bu yolculukta daha iyi zaman geçireleceği düşünülmemelidir. Yalnızlığı başka insanları hayatımıza sokarak yada arkadaşlarımıza fazla mesai yaptırarak aşabiliriz. Tabiki akla gelen ilk formül budur fakat unutulmamalıdır ki insanın en yakın arkadaşı kendisidir. Kimse kimseyi kendisinden daha iyi tanımlayamaz. Bu kadar değerli benlik duygusu varken başkalarına ihtiyaç duymakta nedendir öyle değil mi ?
Etrafındakilere bakıp hala evlenemediği için yada düzgün bir ilişkisi olmadığı için kendilerine kızanlar en kibar anlamla salaktırlar. her insan mutlu olacağı koşulları kendisi için hazırlamalıdır. İlla ki birileri karşıma çıkmalı diyerek asıl yapılması gerekenlerden uzakta olmak doğru kişiyi bulduğunuzda kendinizi ona eksik bırakmanıza neden olacaktır. İnsan yalnız kaldığı süreçleri birer tecrübe süreci olarak görmeli ve kendisini bu duygudan uzaklaştıran insanlara zamanla artan bir değer yüklemelidir. Anlaması ve uygulaması zor bir durum olsa da dürüstlük ve ferahlığın küçük bir anahtarıdır bu durum...
Yer:
İstanbul, Türkiye
14 Şubat 2015 Cumartesi
Yalnızlık Duygusu Nasıl Yenilir ?
Yalnızlığın duygusu olmaz. Önce buradan başlayalım, yalnız kalınca bazı duyguları belirli şiddetlerde yaşarız. İlk bardak suyu içtikten sonra ikinciyi içmenin verdiği hazlar arasındaki farkların iktisadi açıklaması gibi... İlk yalnız kaldığımızda ve sonraki yalnızlıklarda bile değişen duygulara tam anlamlar yüklemek maalesef mükün değildir. İşte bu yüzden karışık duygular, blogun çıkış noktasına hoş geldiniz : )
14 şubat manidarlığında hatırlanısı bir konu olsa gerek ''Yalnızlık''... Hepimiz farklı duygularla sevilmek istiyoruz. Bazen bir bebek, bazen bir anne yada baba, bazen bir yetişkin, bazen de bir kaybeden yada kahraman gibi sevilmek isteriz. Ruh halimize uygun sevgi verebilen kişilere sevgili, abartmadan ölçülü sevgi verenlerimize dost, sürekli minimum miktarda sevgi verenleri de arkadaş olarak çağırmamız bu sebeptendir.
Yalnızlık kaçınılmazsa iyi sonuçlar almaya çalışmamız da biraz abartılı olsa da güzel bir tavsiye olacaktır. Her başarısızlığı tecrübeye dönüştürmek her zaman karlılık sağlayan bir eylem değildir. Fakat insanlar bu olumsuzluklardan ders çıkararak kendilerini daha güçlü göstermeye çalışırlar. öyle ki aynı durumlarda aynı hataları yapmamız çoğu zaman çok düşük ihtimalleri içerir yine de başımıza aynı olayların gelmesi düşük olasılıklar içerse de benzer başarısızlık şartlarını yaşamaya başladığımızda biraz daha az risk almamız bizi güçlü kılar.
yalnızlık yaşanmaya başlandığında da çözümü başkalarını sıkarak değil, kendimizi tanımaya başlayarak çözmemiz bu durumu tekrar yaşadığımızda daha az sıkıcı biri olmamızı sağlayacaktır. Sözün kısası yalnızlık yenilmez. yalnızlık sadece bir kez karşılaşacağımız bir sınav değildir. Aksine her karşılaşmada daha ağır koşullarda kendini gösteren ve sürekli eksik noktalarımıza çalışan duyguları iter hayatımıza. öyle ki son yalnızlığımızı hatırlar o günlerde sahip olduklarımızı gözümüzde büyütürüz, işte yalnızlık bu şekilde kazanmaya başlar. Kendinizi sürekli daha güçsüz hisseder ve hep daha kötü olduğunuz için daha yalnız olduğunuzu düşünürsünüz.
yalnızlıkla başa çıkma yolları :
- Rutinlere alışın
- kendinize zaman sınırı koymayın
- Mümkünse bir kaç gün kimseyle buluşmayın, arkadaşlarınızla bir iki saatlik buluşmanız az dozda alınmış antidepresan gibidir. Demo sürümlerden kimseye hayır gelmez, tam sürümünüzü aramaya devam edin
- İlla farklı birşey yapmalıyım diyerek kendinizi bunaltmayın
- İnsanları sorgulamaktan vazgeçin
- Herkesin farklı duyguları farklı şartlarda yaşadıklarını ve doğal olarak hissedilen duyguların kişiden kişiye değiştiğini unutmayın. Kimseyi suçlamayın
- telefonunuza bakmaktan vazgeçin
- İnsanların size önem gösterdiğini ispatlamak için mücadele etmeyin
- Denize bakarak yalnızlık yenilmez, iç dünyanıza odaklanın
- nedenlere anlam yüklemeyin
- Bu hislerin zamanla küfleneceğini unutmayın
14 şubat manidarlığında hatırlanısı bir konu olsa gerek ''Yalnızlık''... Hepimiz farklı duygularla sevilmek istiyoruz. Bazen bir bebek, bazen bir anne yada baba, bazen bir yetişkin, bazen de bir kaybeden yada kahraman gibi sevilmek isteriz. Ruh halimize uygun sevgi verebilen kişilere sevgili, abartmadan ölçülü sevgi verenlerimize dost, sürekli minimum miktarda sevgi verenleri de arkadaş olarak çağırmamız bu sebeptendir.
Yalnızlık kaçınılmazsa iyi sonuçlar almaya çalışmamız da biraz abartılı olsa da güzel bir tavsiye olacaktır. Her başarısızlığı tecrübeye dönüştürmek her zaman karlılık sağlayan bir eylem değildir. Fakat insanlar bu olumsuzluklardan ders çıkararak kendilerini daha güçlü göstermeye çalışırlar. öyle ki aynı durumlarda aynı hataları yapmamız çoğu zaman çok düşük ihtimalleri içerir yine de başımıza aynı olayların gelmesi düşük olasılıklar içerse de benzer başarısızlık şartlarını yaşamaya başladığımızda biraz daha az risk almamız bizi güçlü kılar.
yalnızlık yaşanmaya başlandığında da çözümü başkalarını sıkarak değil, kendimizi tanımaya başlayarak çözmemiz bu durumu tekrar yaşadığımızda daha az sıkıcı biri olmamızı sağlayacaktır. Sözün kısası yalnızlık yenilmez. yalnızlık sadece bir kez karşılaşacağımız bir sınav değildir. Aksine her karşılaşmada daha ağır koşullarda kendini gösteren ve sürekli eksik noktalarımıza çalışan duyguları iter hayatımıza. öyle ki son yalnızlığımızı hatırlar o günlerde sahip olduklarımızı gözümüzde büyütürüz, işte yalnızlık bu şekilde kazanmaya başlar. Kendinizi sürekli daha güçsüz hisseder ve hep daha kötü olduğunuz için daha yalnız olduğunuzu düşünürsünüz.
yalnızlıkla başa çıkma yolları :
- Rutinlere alışın
- kendinize zaman sınırı koymayın
- Mümkünse bir kaç gün kimseyle buluşmayın, arkadaşlarınızla bir iki saatlik buluşmanız az dozda alınmış antidepresan gibidir. Demo sürümlerden kimseye hayır gelmez, tam sürümünüzü aramaya devam edin
- İlla farklı birşey yapmalıyım diyerek kendinizi bunaltmayın
- İnsanları sorgulamaktan vazgeçin
- Herkesin farklı duyguları farklı şartlarda yaşadıklarını ve doğal olarak hissedilen duyguların kişiden kişiye değiştiğini unutmayın. Kimseyi suçlamayın
- telefonunuza bakmaktan vazgeçin
- İnsanların size önem gösterdiğini ispatlamak için mücadele etmeyin
- Denize bakarak yalnızlık yenilmez, iç dünyanıza odaklanın
- nedenlere anlam yüklemeyin
- Bu hislerin zamanla küfleneceğini unutmayın
Anlam Karmaşası
Anlam karmaşası, anlamların tutarsızlaşması yada net tanımlayamadığımız durumlarda ortaya çıkar. Öyle ki bazı şeylere net yada objektif bakamadığımızda karşılaşacağımız olası durumlardan çekinme sendromu olarak kendini gösterir.
Herşey yolunda gitse bile sürekli nedenler aramaya yada küçük eksiklerden büyük sorunları göğüslemeye çalışmaya sokarız kendimizi...
Hal böylesine dağınık ve bulanıkken zamanı anlamsızlaştırdığımızı anlamamız da yıllar alabilir. Anlam karmaşası yaşayan kişilerin ortak problemleri genellikle :
- Net hedefler belirlememek
- Odaklanma sorunu yaşamak
- Hedefler ve beceriler arasındaki anlamsız ve büyük fark
- Hayallerin, verilen emekle orantısız olması
- Geleceği beklerken yaşanan sabırsızlık durumu
- Daha iyisini yaptığını düşündüklerinin avantajları
- Duygulara net anlamlar yükleyememek
- Kendi ruh halini taşıyan kişileri bulma arayışına kapılmak
- Beklentilerin hızlı değişimi
- Mutlu olmamak için nedenler aramak
ve daha çoktur anlamsızlaştırmak için bahane aramak, herşeyde eksik bulmaya çalışan biri eleştirinin dozunu kaçırdıkça kendine de haksızlık etmeye başlar. Zaten karmaşanın da en güzel noktası bu değil mi ? Anlam veremediği ne varsa mistikleştirmek ve kendinden üstün görmek ...
Net hedefler belirmemek: Genellikle kaçan insanların ruh halini yansıtır. Zorluklar karşısında kulvar değiştirmeye alışıktır bu yolun yolcusu. Kaçar da kaçar, istikrarla yarışır adeta, istikrara karşı yenilmeyi görev edinmiştir. İlla ki değiştirir yolunu, hatta en üst seviyedeki hedef belirlemeyen insan tipi, süreki yenilediğini düşünür kendini. Hem hayalcidir hem de hiçbirşeyde istikrar göstermemesini kendini yenilemek sınıfına sokar da pollyannanın kırmızı yanaklarından bir makas alır.
Odaklanma sorunu yaşamak : Bu tipler inanılmaz eğlencelidir. Kitap almaya falan çıkın arkadaşınızla, her tipte romana bakıp farklı farklı kitaplar alırlar. Odalarında süs olmaları için özenle seçilmiş kapaklar ve önsözler biriktirirler. Çözümü var mıdır bu durumdan kurtulmanın bilmiyorum ama zordur işleri... ''ben son gece çalışıyorum abi yhaa....'' diyen sınıf arkadaşın işte tam bu kategorinin adamıdır.
hedefler ve beceriler arasındaki anlamsız ve büyük fark : Bu arkadaşımız on numara görev adamıdır da hep yönetici ve lider olmak ister, biraz baksa aynaya gayet güzel bir hayatı olacaktır ama nerde... İlla ki bir iki boy büyük giyinmek ister, ruhuna bol gelir yaşamaya çalıştığı hayat ama nafile. Genelde uçuk kaçık hayalcilerin bir arada olduğunu görürüz. Bu kategoriden bir arkadaşınız varsa dikkatli olur, iş bu kategori yeni üyeler kazanmaktan memnun olurlar
hayallerin verilen emekle orantısız olması: Bu arkadaşlarda sürekli AA geçecekleri dersten hoca yüzünden FD almaktadırlar. Oysaki sınava iki hafta kala Ayşe'den notları alıp özenle çalışmışlardır. Yaz okuluna yolunuz düşerse bir selam verin, sınıfın çeyreklik kısmı tam da bu nedenden dolayı oradadır.
Geleceği beklerken yaşanan sabırsızlık durumu : Bu arkadaş yeni bir işe girer daha emekliliğime çok var diye koyver gitsin der ve sonsuz döngüye girer. çıkmak istese de bu kısır ve uzun döngüden bir türlü göremez gerçekleri, çalışır da çalışır odaklanma noktası çok uzak olduğundan, yaptığı hataları uzun zaman sürecinde düzelteceğini düşünür. umursamaz küslükleri, başarısızlıkları daha önünde uzun bir yol vardır. Son hayal bükücü arkadaşımız bütün problemleri bükeceği inancının verdiği coşku ile yırtınır hayat boyu...
Daha iyisini yaptığını düşündüklerinin avantajları: Bu arkadaşlarımızın bir rol modelleri vardır. Ona takarlar ve gizli bir aşk beslerler, herşeyi o idolleri gibi yapmışlardır ama bir türlü onların elde ettiği başarı gelmemiştir. Yahu anlaması zor olmamalı, herkes farklı. Hepimizin yapacakları da farklı yaşayacakları da ... Kendimizi başkalarının yaşamları yada idealleri ile kısıtlamamızdan büyük bir hapis hayatı var mıdır ? Fiziksel kapanma bile bir yere kadar da ruhunu kısıtlamak nedir.
Duygulara net anlamlar yükleyememek : Genellikle iş hayatında yada aşkta çok tehlikeli olan bu türler, kendilerini ilkokuldan beri itinayla göstermektedirler. Biraz düşününce hatırlarsınız. Genelde boş bakarlar çok aktif oldukları bir rol yoktur. Sınıfın en iyi top oynayanı değildir, en güzel seslisi de değildir. En çalışkanı olmaya çalışır bazı derslerde ışıldar ama süreklilik yoktur. Böyle birini severseniz dengesizliklerin alasını yaşarsınız. Patronunuz size haksızlık yaptığında, yahu görmesem ne olur sanki benim tepkimle daha iyi bir çalışma ortamı mı olacak en iyisi ben susayım derler. ben hiç sevmem bu tipleri, sinsilikte hiç bir iyi taraf bulmam
- Kendi ruh halini taşıyan kişileri bulma arayışına kapılmak : Anlamsızlık öyle bir hal alır ki boş boş bakınmalar ve kimseyle anlaşamama durumu kendi gibi birini aramaya yönelmeye başlar. En sevdiği müzik, kahve, sanatçı, ders, gün, yazar, roman, takım .... aynı olmalıdır yoksa olmaz. Bu insanları da çok anlamlaştırmaya gerek yok. Benim at gözlüğüm var onunda at gözlüğü olsun da bana görmediğim tarafları anlatmaya çalışmasın...(buradan bir yazı daha çıkar bence harika bir giriş oldu :) )
- Beklentilerin hızlı değişimi : Rotası olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım etmezmiş. Özür dilerim ama bu klişe ile başlayıp en kısa şekilde özetlemek istedim. Bu insanlara 7 gün boyunca iyi davranın 8.gün normal davrandığınızda nasıl bir sonuçla karşılaştığınızı bana da yazın lütfen, farklı biriyle karşılaşma durumunuzda bu maddeyi kaldırıcam.
-Mutlu olmamak için nedenler aramak: Atın nalı yok diye binmeye çekinir ama at arabası bulunca uzatır bacaklarını. Mesele atı düşünmek değil bağcıyı dövmek hiç değil. Daha çok mutlu olmak için küçük mutluluklar peşine düşmemektir. Çok şeytani gibi görünse de biraz gözümüzü açınca bu tip insanların da azımsanamayacak ölçüde olduğunu görebiliriz. Ya da göremeyiz nereden bileyim ben anket yapmadım sonuçta gözlemden dolma tespitler bunlar.
''Elma ile armutu birbirine karıştırmayın'' bir çok sınıf öğretmenin bu klişe cümlesinin ardında ne büyük bir viral varmış. Mutlu olmak yada üzülmek, bu kadar keskin iki duygu arasında gel git yapmak haksızlıktır yaşamınıza... Zaman işlerlen her dakikayı üzüntüyle dokumaktan vazgeçin, mutlu olmak için klişeleriniz olmasın.
Herşey yolunda gitse bile sürekli nedenler aramaya yada küçük eksiklerden büyük sorunları göğüslemeye çalışmaya sokarız kendimizi...
Hal böylesine dağınık ve bulanıkken zamanı anlamsızlaştırdığımızı anlamamız da yıllar alabilir. Anlam karmaşası yaşayan kişilerin ortak problemleri genellikle :
- Net hedefler belirlememek
- Odaklanma sorunu yaşamak
- Hedefler ve beceriler arasındaki anlamsız ve büyük fark
- Hayallerin, verilen emekle orantısız olması
- Geleceği beklerken yaşanan sabırsızlık durumu
- Daha iyisini yaptığını düşündüklerinin avantajları
- Duygulara net anlamlar yükleyememek
- Kendi ruh halini taşıyan kişileri bulma arayışına kapılmak
- Beklentilerin hızlı değişimi
- Mutlu olmamak için nedenler aramak
ve daha çoktur anlamsızlaştırmak için bahane aramak, herşeyde eksik bulmaya çalışan biri eleştirinin dozunu kaçırdıkça kendine de haksızlık etmeye başlar. Zaten karmaşanın da en güzel noktası bu değil mi ? Anlam veremediği ne varsa mistikleştirmek ve kendinden üstün görmek ...
Net hedefler belirmemek: Genellikle kaçan insanların ruh halini yansıtır. Zorluklar karşısında kulvar değiştirmeye alışıktır bu yolun yolcusu. Kaçar da kaçar, istikrarla yarışır adeta, istikrara karşı yenilmeyi görev edinmiştir. İlla ki değiştirir yolunu, hatta en üst seviyedeki hedef belirlemeyen insan tipi, süreki yenilediğini düşünür kendini. Hem hayalcidir hem de hiçbirşeyde istikrar göstermemesini kendini yenilemek sınıfına sokar da pollyannanın kırmızı yanaklarından bir makas alır.
Odaklanma sorunu yaşamak : Bu tipler inanılmaz eğlencelidir. Kitap almaya falan çıkın arkadaşınızla, her tipte romana bakıp farklı farklı kitaplar alırlar. Odalarında süs olmaları için özenle seçilmiş kapaklar ve önsözler biriktirirler. Çözümü var mıdır bu durumdan kurtulmanın bilmiyorum ama zordur işleri... ''ben son gece çalışıyorum abi yhaa....'' diyen sınıf arkadaşın işte tam bu kategorinin adamıdır.
hedefler ve beceriler arasındaki anlamsız ve büyük fark : Bu arkadaşımız on numara görev adamıdır da hep yönetici ve lider olmak ister, biraz baksa aynaya gayet güzel bir hayatı olacaktır ama nerde... İlla ki bir iki boy büyük giyinmek ister, ruhuna bol gelir yaşamaya çalıştığı hayat ama nafile. Genelde uçuk kaçık hayalcilerin bir arada olduğunu görürüz. Bu kategoriden bir arkadaşınız varsa dikkatli olur, iş bu kategori yeni üyeler kazanmaktan memnun olurlar
hayallerin verilen emekle orantısız olması: Bu arkadaşlarda sürekli AA geçecekleri dersten hoca yüzünden FD almaktadırlar. Oysaki sınava iki hafta kala Ayşe'den notları alıp özenle çalışmışlardır. Yaz okuluna yolunuz düşerse bir selam verin, sınıfın çeyreklik kısmı tam da bu nedenden dolayı oradadır.
Geleceği beklerken yaşanan sabırsızlık durumu : Bu arkadaş yeni bir işe girer daha emekliliğime çok var diye koyver gitsin der ve sonsuz döngüye girer. çıkmak istese de bu kısır ve uzun döngüden bir türlü göremez gerçekleri, çalışır da çalışır odaklanma noktası çok uzak olduğundan, yaptığı hataları uzun zaman sürecinde düzelteceğini düşünür. umursamaz küslükleri, başarısızlıkları daha önünde uzun bir yol vardır. Son hayal bükücü arkadaşımız bütün problemleri bükeceği inancının verdiği coşku ile yırtınır hayat boyu...
Daha iyisini yaptığını düşündüklerinin avantajları: Bu arkadaşlarımızın bir rol modelleri vardır. Ona takarlar ve gizli bir aşk beslerler, herşeyi o idolleri gibi yapmışlardır ama bir türlü onların elde ettiği başarı gelmemiştir. Yahu anlaması zor olmamalı, herkes farklı. Hepimizin yapacakları da farklı yaşayacakları da ... Kendimizi başkalarının yaşamları yada idealleri ile kısıtlamamızdan büyük bir hapis hayatı var mıdır ? Fiziksel kapanma bile bir yere kadar da ruhunu kısıtlamak nedir.
Duygulara net anlamlar yükleyememek : Genellikle iş hayatında yada aşkta çok tehlikeli olan bu türler, kendilerini ilkokuldan beri itinayla göstermektedirler. Biraz düşününce hatırlarsınız. Genelde boş bakarlar çok aktif oldukları bir rol yoktur. Sınıfın en iyi top oynayanı değildir, en güzel seslisi de değildir. En çalışkanı olmaya çalışır bazı derslerde ışıldar ama süreklilik yoktur. Böyle birini severseniz dengesizliklerin alasını yaşarsınız. Patronunuz size haksızlık yaptığında, yahu görmesem ne olur sanki benim tepkimle daha iyi bir çalışma ortamı mı olacak en iyisi ben susayım derler. ben hiç sevmem bu tipleri, sinsilikte hiç bir iyi taraf bulmam
- Kendi ruh halini taşıyan kişileri bulma arayışına kapılmak : Anlamsızlık öyle bir hal alır ki boş boş bakınmalar ve kimseyle anlaşamama durumu kendi gibi birini aramaya yönelmeye başlar. En sevdiği müzik, kahve, sanatçı, ders, gün, yazar, roman, takım .... aynı olmalıdır yoksa olmaz. Bu insanları da çok anlamlaştırmaya gerek yok. Benim at gözlüğüm var onunda at gözlüğü olsun da bana görmediğim tarafları anlatmaya çalışmasın...(buradan bir yazı daha çıkar bence harika bir giriş oldu :) )
- Beklentilerin hızlı değişimi : Rotası olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım etmezmiş. Özür dilerim ama bu klişe ile başlayıp en kısa şekilde özetlemek istedim. Bu insanlara 7 gün boyunca iyi davranın 8.gün normal davrandığınızda nasıl bir sonuçla karşılaştığınızı bana da yazın lütfen, farklı biriyle karşılaşma durumunuzda bu maddeyi kaldırıcam.
-Mutlu olmamak için nedenler aramak: Atın nalı yok diye binmeye çekinir ama at arabası bulunca uzatır bacaklarını. Mesele atı düşünmek değil bağcıyı dövmek hiç değil. Daha çok mutlu olmak için küçük mutluluklar peşine düşmemektir. Çok şeytani gibi görünse de biraz gözümüzü açınca bu tip insanların da azımsanamayacak ölçüde olduğunu görebiliriz. Ya da göremeyiz nereden bileyim ben anket yapmadım sonuçta gözlemden dolma tespitler bunlar.
''Elma ile armutu birbirine karıştırmayın'' bir çok sınıf öğretmenin bu klişe cümlesinin ardında ne büyük bir viral varmış. Mutlu olmak yada üzülmek, bu kadar keskin iki duygu arasında gel git yapmak haksızlıktır yaşamınıza... Zaman işlerlen her dakikayı üzüntüyle dokumaktan vazgeçin, mutlu olmak için klişeleriniz olmasın.
Etiketler:
anlam karışıklığı,
anlam karmaşası,
dünyanın anlamı nedir,
hayatın anlamı,
ruh halinin bozuk olması
Yer:
İzmir, Türkiye
18 Ocak 2015 Pazar
Keşkeler ile Yaşayan Adam Vol 1
Keşkelerle yaşayan adamdan size selam getirdim. Yalnız "keşke ben de gelebilseydim" dedi kendisi canını sıkmamasını söyledim merak etmeyin. Keşke vakti olsaymış da gelebilseymiş, yakındı abimiz vakti yok tabiki biraz da üzgün fazla derbeder keşke çok çalışmasa keşke şu ido seferleri daha sık olsa da rahat rahat geçebilse karşıya...
Anahtarını aramış bugün yine evden çıkmadan, işe gelmiş bir sigara yakacak o da ne ! çakmağı kalmış keşke ona da baksaymış da unutmasaymış. ne keşkeymiş arkadaş ...
Bol olan ne varsa harcamasını severiz. ne kadar gelirin var o kadar giderin var lafı da ordan gelir. Şeytana giderin var anlamındadır aslında bu söz anlamayız hiç birimiz. Şeytan giderlileri önce kullanır sonra giderli hale getirmeye çalışır öyle olmayanlarımızı. Nerede kalmıştık giderimiz var ! Zamanımız bolsa harcadıkça doymayız. Haftanın sigortası haftasonları, yılın sigortası yaz tatilleridir. Yaz tatillerinde yapılacak etkinliklerde bu yüzden önemlidir. Yazları çalışan ilkokul arkadaşlarınıza bakın mutlaka sizden farklı bir yönleri vardır o insanların. Çünkü daha gençken anlamışlardır tatilin anlamını. Haftasonları o kurs senın bu kurs benim gezen tayfa da sizden farklıdır. Anlamışlardır sabah kalktığında huzur nedir. Boş bir gün nasıl keyif verir insana farkına varmışlardır.
Selametli bir tayfa daha vardır, hayırlısı böyleymiş cümlesi yaşam felsefesi olmuştur. Üzerlerinde asla bol durmayan bir elbisedir. Uzun gelir hayırlısı der kısa gelir hayırlısı der. Mutlu olmaya sebep arar, sen mutsuz olmaya sebep ararken.
Keşke daha fazlasını istemektir. Bir kazanırsın keşke iki olsa dersin, iki kazanırsın keşke dört olsa dersin. neden mi ? Anlattım ya bol olan ne varsa harcamasını severiz çünkü, daha bol daha çok harcama demektir. Daha çok zevk daha çok değerlendirme.
Hiçbirşey yapmazsın, uğraşmazsın çalışmazsın, sonra da dersin ki keşke biri gelip para verse bana da kullansam onu, biri iki yapsam. Arkadaşım neden sana versinler sen en değerli şeye en çok sahipsin. En çok senin vaktin var. Başkasının parası olsa ne olacak, senin vaktin var. Parası olan adam sevmez, vakti olanı. En çok seni kıskanır neden paylaşsın seninle kısa ama güzel dakikalarını. Mutlu olmak için keşkelere ihtiyacın yok. Bir gün sadece bir gün kaldırsan başını rutinden, sıradanlığa girmiş ve çıkmazı bekleyen ayaklarının ne kadar yorulduğunu anlatabilsen kuş beynine rahatlıcaksın. Oğlum olmaz senden, bir iki kaşık menfaat kaçırıcam diye kendini kandırıyorsun. İyilik yapılıyor görmüyorsun. Zaten kötü değilim ki bana yapılan iyilik normal diyorsun. Bahaneler sarmış dört yanını hangisine koşacağını şaşırmış gidiyorsun gelecek dönem neler var menüde bakmıyorsun bile. En bolu sende ya yiyorsun da yiyorsun zamanı.
Fransızların bir sözü varmış gençler bilseydi yaşlılar yapabilseydi. Sen bilmiyorsun arkadaşım, öğrendiğinde yapacak gücün kalmayacak bilmiyorsun. Vakti bol olan kişi sadece harcarken zevk alır. Sen hayatı harcamak sanıyorsun. Evet harcamaktır belki ama zamanını veya duygularını harcamak değildir. Öğren artık bunları, kaldır omurgasız vücudundaki en üst noktayı yani başını da bir bak etrafına. Bahanelerini keşkelerini kaldır. Kim ne kadar kaldırır senin sorularını bir düşün. Düşün de anla bakalım ne kadar gerçek var etrafında. Arkadaşların bile bahanelerin bir yansıması mı değil mi gör. Ama sen görmek bir yana görmek bile istemezsin. Bakarsın boş boş bahanen vardır nasılsa bakmamak için....
başın önde yürümeye öyle bir alışmışsın ki sadece yürümek için ne kadar yorulduğunu bile düşünmeden ilerlersin. Ertele bakalım. Nereye kadar erteleyeceksin hayatın için çalan zilleri. Nerede bitecek şarjın ve artık uyanmanın yeterli olmadığını ne zaman anlayacaksın bakalım.
Bir gün o keşkelerde bitecek ve hayatının en büyük ''Keşke'' ' sini kullanacaksın keşke zamanımı boşa geçirmeseydim diyeceksin. Yada bahane bulacaksın ulan ne blogmuş anne gibi konuşuyor diye kıçını dönüp yeni sekmeye geçeceksin. Geç bakalım link bile aklımda ya iki üç sahte profile bakacak yada bir iki kedi videosu izleyeceksin. Aferin içini rahatlattın şimdi... Kedi videosu yoktu aklında ben tahmin edemedim dolayısıyla söylediğim her şey yalan. Rahatlat kardeşim içini, rahatlat ! Keşke okumayasaydın buraya kadar. Nasılsa çok değerli zamanın nasılsa daha önemli işlerin var yapacak. Hadi sana selametle bir daha gelme buralara bunlar basit konular sen zor birisin. Keşke kolay biri olsan da standart yaşayabilsen değil mi ? Sen değişmek için çok zorsun, çünkü sen 6 milyar insandan en farklı olanısın değil mi ?
Beni çok güldürdün saygıdeğer boş arkadaşım. Güldürmeye de devam edeceksin. Al sana bahane yıllar yıllar sonra en azından insanları güldürmüşüm o kadar da boş değilmişim der avutursun yaşlı kalbini.
Anahtarını aramış bugün yine evden çıkmadan, işe gelmiş bir sigara yakacak o da ne ! çakmağı kalmış keşke ona da baksaymış da unutmasaymış. ne keşkeymiş arkadaş ...
Bol olan ne varsa harcamasını severiz. ne kadar gelirin var o kadar giderin var lafı da ordan gelir. Şeytana giderin var anlamındadır aslında bu söz anlamayız hiç birimiz. Şeytan giderlileri önce kullanır sonra giderli hale getirmeye çalışır öyle olmayanlarımızı. Nerede kalmıştık giderimiz var ! Zamanımız bolsa harcadıkça doymayız. Haftanın sigortası haftasonları, yılın sigortası yaz tatilleridir. Yaz tatillerinde yapılacak etkinliklerde bu yüzden önemlidir. Yazları çalışan ilkokul arkadaşlarınıza bakın mutlaka sizden farklı bir yönleri vardır o insanların. Çünkü daha gençken anlamışlardır tatilin anlamını. Haftasonları o kurs senın bu kurs benim gezen tayfa da sizden farklıdır. Anlamışlardır sabah kalktığında huzur nedir. Boş bir gün nasıl keyif verir insana farkına varmışlardır.
Selametli bir tayfa daha vardır, hayırlısı böyleymiş cümlesi yaşam felsefesi olmuştur. Üzerlerinde asla bol durmayan bir elbisedir. Uzun gelir hayırlısı der kısa gelir hayırlısı der. Mutlu olmaya sebep arar, sen mutsuz olmaya sebep ararken.
Keşke daha fazlasını istemektir. Bir kazanırsın keşke iki olsa dersin, iki kazanırsın keşke dört olsa dersin. neden mi ? Anlattım ya bol olan ne varsa harcamasını severiz çünkü, daha bol daha çok harcama demektir. Daha çok zevk daha çok değerlendirme.
Hiçbirşey yapmazsın, uğraşmazsın çalışmazsın, sonra da dersin ki keşke biri gelip para verse bana da kullansam onu, biri iki yapsam. Arkadaşım neden sana versinler sen en değerli şeye en çok sahipsin. En çok senin vaktin var. Başkasının parası olsa ne olacak, senin vaktin var. Parası olan adam sevmez, vakti olanı. En çok seni kıskanır neden paylaşsın seninle kısa ama güzel dakikalarını. Mutlu olmak için keşkelere ihtiyacın yok. Bir gün sadece bir gün kaldırsan başını rutinden, sıradanlığa girmiş ve çıkmazı bekleyen ayaklarının ne kadar yorulduğunu anlatabilsen kuş beynine rahatlıcaksın. Oğlum olmaz senden, bir iki kaşık menfaat kaçırıcam diye kendini kandırıyorsun. İyilik yapılıyor görmüyorsun. Zaten kötü değilim ki bana yapılan iyilik normal diyorsun. Bahaneler sarmış dört yanını hangisine koşacağını şaşırmış gidiyorsun gelecek dönem neler var menüde bakmıyorsun bile. En bolu sende ya yiyorsun da yiyorsun zamanı.
Fransızların bir sözü varmış gençler bilseydi yaşlılar yapabilseydi. Sen bilmiyorsun arkadaşım, öğrendiğinde yapacak gücün kalmayacak bilmiyorsun. Vakti bol olan kişi sadece harcarken zevk alır. Sen hayatı harcamak sanıyorsun. Evet harcamaktır belki ama zamanını veya duygularını harcamak değildir. Öğren artık bunları, kaldır omurgasız vücudundaki en üst noktayı yani başını da bir bak etrafına. Bahanelerini keşkelerini kaldır. Kim ne kadar kaldırır senin sorularını bir düşün. Düşün de anla bakalım ne kadar gerçek var etrafında. Arkadaşların bile bahanelerin bir yansıması mı değil mi gör. Ama sen görmek bir yana görmek bile istemezsin. Bakarsın boş boş bahanen vardır nasılsa bakmamak için....
başın önde yürümeye öyle bir alışmışsın ki sadece yürümek için ne kadar yorulduğunu bile düşünmeden ilerlersin. Ertele bakalım. Nereye kadar erteleyeceksin hayatın için çalan zilleri. Nerede bitecek şarjın ve artık uyanmanın yeterli olmadığını ne zaman anlayacaksın bakalım.
Bir gün o keşkelerde bitecek ve hayatının en büyük ''Keşke'' ' sini kullanacaksın keşke zamanımı boşa geçirmeseydim diyeceksin. Yada bahane bulacaksın ulan ne blogmuş anne gibi konuşuyor diye kıçını dönüp yeni sekmeye geçeceksin. Geç bakalım link bile aklımda ya iki üç sahte profile bakacak yada bir iki kedi videosu izleyeceksin. Aferin içini rahatlattın şimdi... Kedi videosu yoktu aklında ben tahmin edemedim dolayısıyla söylediğim her şey yalan. Rahatlat kardeşim içini, rahatlat ! Keşke okumayasaydın buraya kadar. Nasılsa çok değerli zamanın nasılsa daha önemli işlerin var yapacak. Hadi sana selametle bir daha gelme buralara bunlar basit konular sen zor birisin. Keşke kolay biri olsan da standart yaşayabilsen değil mi ? Sen değişmek için çok zorsun, çünkü sen 6 milyar insandan en farklı olanısın değil mi ?
Beni çok güldürdün saygıdeğer boş arkadaşım. Güldürmeye de devam edeceksin. Al sana bahane yıllar yıllar sonra en azından insanları güldürmüşüm o kadar da boş değilmişim der avutursun yaşlı kalbini.
Etiketler:
gençler bilseydi yaşlılar yapabilseydi,
hayırlısı böyleymiş,
keşke diyenler,
keşkeler ile yaşayan adam,
saat ertelemek
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





