15 Şubat 2015 Pazar

Yalnızlık

Yalnızlık, tek başına kalmak anlamına gelir. Genellikle etrafında birileri olsa bile yalnızlık duygusu içerisine giren kişiler yalnız kaldıklarında daha güvende yada değerli hissederler. Bu sebeple yalnızlık duygusu çeken kişinin hiç bir arkadaşı olmaması durumu üzerinde yoğunlaşmamak gerekir. 

Genellikle mutlu olunan anılara ithafen başlayan yalnızlık duygusu, günümüzde : işssizlik sonrası, okul sonrası ve uzun bir ilişki sonrasında kendini göstermektedir. Ne yaparsa yapsınlar eskisi gibi olmayacağını düşünen ve genellikle geçmişe özlemin artması ile yaşanan duygunun hissedilebilirliğinin artmasıdır. 

Bu tür durumlarda nefsi müdafa genellikle eve kapanmakla kendini gösterir. Aslında bu durum bir seçimdir. Kendi kendine yetebilme düşüncesi ve etrafına bağımlılık oranı arasındaki git gelleri yaşatan durum çoğu zaman atlatılması zor travmalara olabilir. Bu süreç içerisindeki kişiler yanlış tercihleri yada kendilerine zarar vermeleri ile ünlüdürler. 

Bir ilişkiden sonra uzun zaman geçmesini beklemek, yada sevdiği birini kaybeden kişinin belirli bir zaman normal hayatına dönmesi için beklemesi; yalnızlık duygusu yada travması ile birlikte gelebilecek basit sorunlarla daha az karşılaşmanın bilinçaltına verdiği mesajdır. Aynı şekilde küçük başarısızlıklar sonrasında yalnız kalma isteği de kişinin kendi ile hesaplaşmasını içerir. 

Bu tarz hesaplaşmalar kişinin yetişme biçimi yada karakteri ile farklılık gösterebilir. her insan hatalarını kolaylıkla kabul edemez. Bir çok kişi başkalarına yada diğer olaylara hatasını yüklerken bazıları da hatalarını kabul etmeleri sonucunda nasıl böyle bir hata yaptıklarını düşünür ve kendilerine kızarak zamanlarını geçirirler. Tüm bu sebepler yada olayların en bağımsızı, hatayı mümkün olduğu kadar objektif değerlendirmek ve sonuçta kendi hükümlerini eleştirmek olacaktır. Çünkü diğerğ kişi yada olayları değiştirebilmemiz oldukça güçdür. Kendi kararlarımızı vermek ise aslında iki dudak arasında kalmaktadır. 



Yalnızlık fotoğrafı



Değişim ve değişmek insanların genellikle çok zor olduğunu düşündüklerini konuları kapsarlar. her bir hatayı derinleştirdiğimizde ise aslında olayın kahramanları arasında en avantajlı olduğumuz durum kendi bakış açımızdır. Hiç kimse kendi dünyasını tam anlamıyla başkalarına yansıtamaz durum bunlardan ibaretken aslında hatalar başkasının bile olsa sonuçlarını kendimize yüklememek zaman kaybından başka bir şey değildir. 

Yalnızlık ve Özlem, konuları da içiçe olan bir çok duygudan en popüler ikilidir diyebiliriz. Bu iki duygu yaşaması yoğun duygular olduğu için kişinin kendi dünyasında cevapsız sorular türetmesine neden olmaktadır. En uzun yolculuğu hayat olan insan, genellikle bu yolculuğun dışındaki olaylara odaklanır ve her hatasını tüm hayatını etkileyecek koşullara bağlamaya çalışır. Bu durum esasında yaptığı hatayı önemli kılmak ve tekrarlamamak olsa da tecrübe yada bilgi eksikliği sonucunda kendini çıkışı olmayan yürüyüşlere çıkarmaya çalışır.

Yalnızlık ve hatalar üzerine komplolar ürettikten sonra yalnızlığın hatalar sonucundan geldiği algısına kapılmayalım. Yalnızlık her insanın hayatı boyu en az bir kaç kere yaşadığı fakat şiddetinin kişiden kişiye değiştiği durumları tespitler.

Lise arkadaşlarının hiç bir dostluk gibi olmadığını düşünmenin de temel nedenlerinden biridir bu durum. İnsanlar lise arkadaşlarından konular açılınca genellikle abartılarda bulunur. Aynı hedef uğruna çalışan ve aynı duyguları ilk kez yaşayan kişilerin birbirlerine bağlanmasından farklı olmayan bu durumun nedenini insanlar aramaz ve özlem duygusu ile bir köprü kurmaya ve kısa süreliğine bu güzel yılları hatırlmaya çalışırlar. 

Oysa ki yaşınız ilerledikçe ve ilgili yıllara uzaktan bakmaya başladığınızda o yaş grubunun da belirli ve ciddi sorunları olduğunu kısa sürede gözlemleyebilirsiniz. Bu yıllarda yaşadığınız sorunlarla karşılaşırsanız ilerleyen yıllarda daha özgür yada daha boşvermiş davranırsınız. Kişi kendinden vaz geçtiği kadar özgürdür sözü de buralardan çıkmadır diye düşünüyorum. 

Yalnızlık duygusu zaman ilişkisi ise yalnızlığın hissettirdiği kötü duyguları durdurmaya yöneliktir. İnsan hayatının kısıtlı olduğunun farkındadır. Bu farkındalık küçük hedefler peşinde koşan insanlar tarafından fark edilmese de genellikle uzun vadeli planlarda kendini gösterir. İşte bu tip durumlarda zaman geçmesin yaşanacak o kadar güzellik varken yalnızlık neden derken, Dursun Zaman ! dediğimiz anlar olur. 

Her sabah doğan güneşe bile anlamlar yükleyen insanoğlu gözleri yaşla dolduğunda, gittiği yada gideni bulunan hikayelerin bir figüranı olduğunu hisseder. Çoğu zaman olduğundan fazla anlamlar yüklemek de işte bu sebeple tehlikelidir. Kendinizi bir aşk hikayesinin kahramanı olarak görebilirsiniz fakat bu hikayede yalnız kaldığınızda figüranlığın verdiği hisler sonucu ya başarısız yada kendinize küçük hikayeler arayan biri olursunuz. Sonuç tabiki hüsranla kendini gösterir. Şıpsevdi insanlar bu değersizlik durumundan ve bu durumu kabul etmelerinden dolayı sürekli karar değiştirirler ve farklı insanlar aramaya yönelimlidirler. Madem ki tam bir hikayem olmayacak o zaman bir çok hikayede küçük roller üstleneyim düşüncesi buradan kendini somutlaştırır. 

Ve bu duygular içinde, her gün sona ererken aynı hissiyatların anlamsızlığı günden güne ağırlaşır. Her yalnız günde geçmişe bakmak kendinizden o ölçüde uzaklaşmanızı sağlar. Birinin yada bir şeyin yokluğunda yapılacak en güzel şey kendimizi biraz daha tanımaktır. Bize böylesine bir ceza veren hatalarımızı tekrar etmemektir. mutluluk kırıntıları için hayat boyu unutulmayacak isimleri ezberlememektir yapılması gereken...


Yalnızlık duygusu sarp ve zirvesi görünmeyen bir dağın tepesine ulaşmak gibi gözlemlense de yeni insanlarla tanışarak bu yolculukta daha iyi zaman geçireleceği düşünülmemelidir. Yalnızlığı başka insanları hayatımıza sokarak yada arkadaşlarımıza fazla mesai yaptırarak aşabiliriz. Tabiki akla gelen ilk formül budur fakat unutulmamalıdır ki insanın en yakın arkadaşı kendisidir. Kimse kimseyi kendisinden daha iyi tanımlayamaz. Bu kadar değerli benlik duygusu varken başkalarına ihtiyaç duymakta nedendir öyle değil mi ? 

Etrafındakilere bakıp hala evlenemediği için yada düzgün bir ilişkisi olmadığı için kendilerine kızanlar en kibar anlamla salaktırlar. her insan mutlu olacağı koşulları kendisi için hazırlamalıdır. İlla ki birileri karşıma çıkmalı diyerek asıl yapılması gerekenlerden uzakta olmak doğru kişiyi bulduğunuzda kendinizi ona eksik bırakmanıza neden olacaktır. İnsan yalnız kaldığı süreçleri birer tecrübe süreci olarak görmeli ve kendisini bu duygudan uzaklaştıran insanlara zamanla artan bir değer yüklemelidir. Anlaması ve uygulaması zor bir durum olsa da dürüstlük ve ferahlığın küçük bir anahtarıdır bu durum...



14 Şubat 2015 Cumartesi

Yalnızlık Duygusu Nasıl Yenilir ?

Yalnızlığın duygusu olmaz. Önce buradan başlayalım, yalnız kalınca bazı duyguları belirli şiddetlerde yaşarız. İlk bardak suyu içtikten sonra ikinciyi içmenin verdiği hazlar arasındaki farkların iktisadi açıklaması gibi... İlk yalnız kaldığımızda ve sonraki yalnızlıklarda bile değişen duygulara tam anlamlar yüklemek maalesef mükün değildir. İşte bu yüzden karışık duygular, blogun çıkış noktasına hoş geldiniz : )


14 şubat manidarlığında hatırlanısı bir konu olsa gerek ''Yalnızlık''... Hepimiz farklı duygularla sevilmek istiyoruz. Bazen bir bebek, bazen bir anne yada baba, bazen bir yetişkin, bazen de bir kaybeden yada kahraman gibi sevilmek isteriz. Ruh halimize uygun sevgi verebilen kişilere sevgili, abartmadan ölçülü sevgi verenlerimize dost, sürekli minimum miktarda sevgi verenleri de arkadaş olarak çağırmamız bu sebeptendir.

Yalnızlık kaçınılmazsa iyi sonuçlar almaya çalışmamız da biraz abartılı olsa da güzel bir tavsiye olacaktır. Her başarısızlığı tecrübeye dönüştürmek her zaman karlılık sağlayan bir eylem değildir. Fakat insanlar bu olumsuzluklardan ders çıkararak kendilerini daha güçlü göstermeye çalışırlar. öyle ki aynı durumlarda aynı hataları yapmamız çoğu zaman çok düşük ihtimalleri içerir yine de başımıza aynı olayların gelmesi düşük olasılıklar içerse de benzer başarısızlık şartlarını yaşamaya başladığımızda biraz daha az risk almamız bizi güçlü kılar.

yalnızlık yaşanmaya başlandığında da çözümü başkalarını sıkarak değil, kendimizi tanımaya başlayarak çözmemiz bu durumu tekrar yaşadığımızda daha az sıkıcı biri olmamızı sağlayacaktır. Sözün kısası yalnızlık yenilmez. yalnızlık sadece bir kez karşılaşacağımız bir sınav değildir. Aksine her karşılaşmada daha ağır koşullarda kendini gösteren ve sürekli eksik noktalarımıza çalışan duyguları iter hayatımıza. öyle ki son yalnızlığımızı hatırlar o günlerde sahip olduklarımızı gözümüzde büyütürüz, işte yalnızlık bu şekilde kazanmaya başlar. Kendinizi sürekli daha güçsüz hisseder ve hep daha kötü olduğunuz için daha yalnız olduğunuzu düşünürsünüz.

yalnızlıkla başa çıkma yolları :

- Rutinlere alışın
- kendinize zaman sınırı koymayın
- Mümkünse bir kaç gün kimseyle buluşmayın, arkadaşlarınızla bir iki saatlik buluşmanız az dozda alınmış antidepresan gibidir. Demo sürümlerden kimseye hayır gelmez, tam sürümünüzü aramaya devam edin
- İlla farklı birşey yapmalıyım diyerek kendinizi bunaltmayın
- İnsanları sorgulamaktan vazgeçin
- Herkesin farklı duyguları farklı şartlarda yaşadıklarını ve doğal olarak hissedilen duyguların kişiden kişiye değiştiğini unutmayın. Kimseyi suçlamayın
- telefonunuza bakmaktan vazgeçin
- İnsanların size önem gösterdiğini ispatlamak için mücadele etmeyin
- Denize bakarak yalnızlık yenilmez, iç dünyanıza odaklanın
- nedenlere anlam yüklemeyin
- Bu hislerin zamanla küfleneceğini unutmayın


Anlam Karmaşası

Anlam karmaşası, anlamların tutarsızlaşması yada net tanımlayamadığımız durumlarda ortaya çıkar. Öyle ki bazı şeylere net yada objektif bakamadığımızda karşılaşacağımız olası durumlardan çekinme sendromu olarak kendini gösterir.

Herşey yolunda gitse bile sürekli nedenler aramaya yada küçük eksiklerden büyük sorunları göğüslemeye çalışmaya sokarız kendimizi...

Hal böylesine dağınık ve bulanıkken zamanı anlamsızlaştırdığımızı anlamamız da yıllar alabilir. Anlam karmaşası yaşayan kişilerin ortak problemleri genellikle :

- Net hedefler belirlememek
- Odaklanma sorunu yaşamak
- Hedefler ve beceriler arasındaki anlamsız ve büyük fark
- Hayallerin, verilen emekle orantısız olması
- Geleceği beklerken yaşanan sabırsızlık durumu
- Daha iyisini yaptığını düşündüklerinin avantajları
- Duygulara net anlamlar yükleyememek
- Kendi ruh halini taşıyan kişileri bulma arayışına kapılmak
- Beklentilerin hızlı değişimi
- Mutlu olmamak için nedenler aramak

ve daha çoktur anlamsızlaştırmak için bahane aramak, herşeyde eksik bulmaya çalışan biri eleştirinin dozunu kaçırdıkça kendine de haksızlık etmeye başlar. Zaten karmaşanın da en güzel noktası bu değil mi ? Anlam veremediği ne varsa mistikleştirmek ve kendinden üstün görmek ...

Net hedefler belirmemek: Genellikle kaçan insanların ruh halini yansıtır. Zorluklar karşısında kulvar değiştirmeye alışıktır bu yolun yolcusu. Kaçar da kaçar, istikrarla yarışır adeta, istikrara karşı yenilmeyi görev edinmiştir. İlla ki değiştirir yolunu, hatta en üst seviyedeki hedef belirlemeyen insan tipi, süreki yenilediğini düşünür kendini. Hem hayalcidir hem de hiçbirşeyde istikrar göstermemesini kendini yenilemek sınıfına sokar da pollyannanın kırmızı yanaklarından bir makas alır.

Odaklanma sorunu yaşamak :  Bu tipler inanılmaz eğlencelidir. Kitap almaya falan çıkın arkadaşınızla, her tipte romana bakıp farklı farklı kitaplar alırlar. Odalarında süs olmaları için özenle seçilmiş kapaklar ve önsözler biriktirirler. Çözümü var mıdır bu durumdan kurtulmanın bilmiyorum ama zordur işleri... ''ben son gece çalışıyorum abi yhaa....'' diyen sınıf arkadaşın işte tam bu kategorinin adamıdır.

hedefler ve beceriler arasındaki anlamsız ve büyük fark : Bu arkadaşımız on numara görev adamıdır da hep yönetici ve lider olmak ister, biraz baksa aynaya gayet güzel bir hayatı olacaktır ama nerde... İlla ki bir iki boy büyük giyinmek ister, ruhuna bol gelir yaşamaya çalıştığı hayat ama nafile. Genelde uçuk kaçık hayalcilerin bir arada olduğunu görürüz. Bu kategoriden bir arkadaşınız varsa dikkatli olur, iş bu kategori yeni üyeler kazanmaktan memnun olurlar

hayallerin verilen emekle orantısız olması: Bu arkadaşlarda sürekli AA geçecekleri dersten hoca yüzünden FD almaktadırlar. Oysaki sınava iki hafta kala Ayşe'den notları alıp özenle çalışmışlardır. Yaz okuluna yolunuz düşerse bir selam verin, sınıfın çeyreklik kısmı tam da bu nedenden dolayı oradadır.

Geleceği beklerken yaşanan sabırsızlık durumu : Bu arkadaş yeni bir işe girer daha emekliliğime çok var diye koyver gitsin der ve sonsuz döngüye girer. çıkmak istese de bu kısır ve uzun döngüden bir türlü göremez gerçekleri, çalışır da çalışır odaklanma noktası çok uzak olduğundan, yaptığı hataları uzun zaman sürecinde düzelteceğini düşünür. umursamaz küslükleri, başarısızlıkları daha önünde uzun bir yol vardır. Son hayal bükücü arkadaşımız bütün problemleri bükeceği inancının verdiği coşku ile yırtınır hayat boyu...

Daha iyisini yaptığını düşündüklerinin avantajları: Bu arkadaşlarımızın bir rol modelleri vardır. Ona takarlar ve gizli bir aşk beslerler, herşeyi o idolleri gibi yapmışlardır ama bir türlü onların elde ettiği başarı gelmemiştir. Yahu anlaması zor olmamalı, herkes farklı. Hepimizin yapacakları da farklı yaşayacakları da ... Kendimizi başkalarının yaşamları yada idealleri ile kısıtlamamızdan büyük bir hapis hayatı var mıdır ? Fiziksel kapanma bile bir yere kadar da ruhunu kısıtlamak nedir.

Duygulara net anlamlar yükleyememek : Genellikle iş hayatında yada aşkta çok tehlikeli olan bu türler, kendilerini ilkokuldan beri itinayla göstermektedirler. Biraz düşününce hatırlarsınız. Genelde boş bakarlar çok aktif oldukları bir rol yoktur. Sınıfın en iyi top oynayanı değildir, en güzel seslisi de değildir. En çalışkanı olmaya çalışır bazı derslerde ışıldar ama süreklilik yoktur. Böyle birini severseniz dengesizliklerin alasını yaşarsınız. Patronunuz size haksızlık yaptığında, yahu görmesem ne olur sanki benim tepkimle daha iyi bir çalışma ortamı mı olacak en iyisi ben susayım derler. ben hiç sevmem bu tipleri, sinsilikte hiç bir iyi taraf bulmam

- Kendi ruh halini taşıyan kişileri bulma arayışına kapılmak : Anlamsızlık öyle bir hal alır ki boş boş bakınmalar ve kimseyle anlaşamama durumu kendi gibi birini aramaya yönelmeye başlar. En sevdiği müzik, kahve, sanatçı, ders, gün, yazar, roman, takım .... aynı olmalıdır yoksa olmaz. Bu insanları da çok anlamlaştırmaya gerek yok. Benim at gözlüğüm var onunda at gözlüğü olsun da bana görmediğim tarafları anlatmaya çalışmasın...(buradan bir yazı daha çıkar bence harika bir giriş oldu :) )





- Beklentilerin hızlı değişimi : Rotası olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım etmezmiş. Özür dilerim ama bu klişe ile başlayıp en kısa şekilde özetlemek istedim. Bu insanlara 7 gün boyunca iyi davranın 8.gün normal davrandığınızda nasıl bir sonuçla karşılaştığınızı bana da yazın lütfen, farklı biriyle karşılaşma durumunuzda bu maddeyi kaldırıcam.

-Mutlu olmamak için nedenler aramak: Atın nalı yok diye binmeye çekinir ama at arabası bulunca uzatır bacaklarını. Mesele atı düşünmek değil bağcıyı dövmek hiç değil. Daha çok mutlu olmak için küçük mutluluklar peşine düşmemektir. Çok şeytani gibi görünse de biraz gözümüzü açınca bu tip insanların da azımsanamayacak ölçüde olduğunu görebiliriz. Ya da göremeyiz nereden bileyim ben anket yapmadım sonuçta gözlemden dolma tespitler bunlar.


''Elma ile armutu birbirine karıştırmayın'' bir çok sınıf öğretmenin bu klişe cümlesinin ardında ne büyük bir viral varmış. Mutlu olmak yada üzülmek, bu kadar keskin iki duygu arasında gel git yapmak haksızlıktır yaşamınıza... Zaman işlerlen her dakikayı üzüntüyle dokumaktan vazgeçin, mutlu olmak için klişeleriniz olmasın.