28 Kasım 2014 Cuma

Geri zekalı bile olabilirsin ama geri duygulu olma

Kaçırdığımız ne kadar çok şey var. İşte, okulda, evde, hafta sonunda, televizyonda, twitterda yada kafede... Rastgele yaşamanın pişmanlıklarının konu başlıkları aslında bu saydıklarım.

Rastgele yaşamak nedir ? Nasıl yaşadığını bile sormamaktır. Öyle rastgele yaşarsın ki sorgulamazsın bile, neden böyle oldu, ne zamana kadar kaybetmeye devam ederim falan filan

Bu sorgusuzluk hali zamanla tembelliği özümsetir insana, bir kaybeder bir daha kaybedersin artık normaldir, bahaneler taklalar atar iç dünyanda ama sen umursamazsın. biraz umursamaktan iyidir aslında hiç umursamamak. Biraz umursarsan değiştirmeye gücün olmaz sadece daha bilinçli izlersin. Değiştirmenin mümkün olmadığı bir şeyi kim neden izlesin, sonuçta kendi hayatlarımızı izliyoruz bir film yada tiyatro değil. Üçüncü bir şey değil yani, kendimizi izlemek neden tat versin ki

Ne güzel gündü geçen cuma, ne iyi insandı son sevdiğim, o köşedeki bakkal ne güleryüzlü adamdı gibi çipalar atarız hayatımızın bazı dönemlerine, ne olur da o insanlar yada zaman farklılaşır soramayız yada sorma gereği duymayız. Siyah beyaz görür, gri koklarız, kahverengi konuşuruz. Değiştirememek izlemek sadece beklentilere dayanmayı kabul ederiz.

O insan iyiydi de neden ayrıldı senden, köşedeki amca sana güldü de neden orada yok artık, geçen cuma güzeldi de bu cuma neden öyle güzel olmasın ?

Yok yok mutlu olduğumuzu bile sonradan anlıyoruz. Birine bir kaç soru, sorun cevabı basit sorular olsun bir kaç gün sonra bu basit soruları cevaplar mı hiç ? cevabı biliyorsa yapıştırır hemen fikirlerini. Çok geç cevap veriyorsa geri zekalı der geçersiniz. Peki insan mutlu olduğunu neden belli bir süre sonra anlar. Geri duyguludur belki, geri zekalı olabiliyorsa geri duygulu da olabilir insan. Bunun tarifi doğru oldu mu bilmiyorum yada açık oldu mu ama elindekilerle mutlu olmayan insan tipini yada kaybetmeden değerini anlamayan insan tipini gözümüzün önüne getirirsek sanırım anlam kargaşası son bulur.



Aslında hep bize yapılanlar bizim de yaptıklarımızdır. İnsan çevresinde görmek istediği insanlarda kendini görmek ister dolayısıyla yakınlarından gelen hatalarda kendi seçimlerinden kaynaklanan hatalar da aramalıdır. Çevresine yaptığı yanlışlarda da bahanelere sığınmamalıdır. Geri duygulu olmanın en büyük silahı zamana saklanmaktır.

Hata yaptığımızda hep geri planda kalmayı tercih ediyoruz net duygulara sahip olmayan insanlar olarak. Zamanı da arkamıza aldık mı değmesinler keyfimize nasılsa unutulur der yolumuza bakarız duygularımızı geri de bırakmanın zararlarını düşünmeden...

Gelecekle ilgili tahminler

Gelecekle İlgili Tahminler   merhaba !

Gelecekle ilgili tahminler  yazımızda gelecekle ilgili beklentiler hakkında uzun bir yazı yazmıştık. Gelecekle ilgili tahminlerde bulunurken yada cevaplar ararken en çok etrafımıza danışıyoruz. Sanki bizi kendimizden fazla tanıyanlar varmış gibi.

Şimdi çaresizliğin resmini çizmeye çalışsak bir çok fikir aklımıza gelebilir. Fakat bu senaryoda kendi geleceğimizi başkalarına soracak kadar çaresiz olmak ne kadar büyük bir acizlik göstergesi düşünmek lazım.

Falcıların erişebilir olması mı yada kendilerini daha iyi pazarlamaları mı bu noktada insanları teşvik ediyor diye düşünürken aslında yıllardır hep fal adı altında tahminlerde bulunan insanların varlığı olduğunu hatırladım. Hayatımın bir çok döneminde etrafımdaki insanlar sürekli fallarla ilgili bir şeyler araştırıyor. Adeta kendi geleceklerine sorgular atıyorlardı durum böyleyken neden insanların gelecek tahminlerine ihtiyaç duyduklarını düşünmeye başladım.

Gelecekle ilgili çeşitli hayallerimiz var beklentilerimiz var. Bunların gerçekleşmesi için yeterli yada değil ama çabalarımız var. Bu emek yoğunluğunun boşa çıkmasını elbette ki kimse istemez. Sonuç olarak duymak isteriz. İyi yada kötü başımıza ne gelecekse ön görüde bulunmak isteriz.

Başımıza kötü bir olay geldiğinde çoğu zaman tesellimiz bile olur bu düşünceler. "Ben zaten tahmin etmiştim" tahmin etsen ne olacak o kötü sonuçla karşılaşmana engel olamadın ki o kadar güvenseydin ön görüne bile bile lades zaten olmazdın.

Bu falcılara bu kadar merak salmışken bir kaçıyla konuşmak istedim. Aynı günde iki falcıya gittim aslında daha fazlasına gitmek için planlarım vardı ama ikincisi tahammül seviyemi fazlasıyla doldurdu.

Yahu her insan farklı konuları farklı duygularda farklı deneyim seviyeleriyle hissetmeye çalışır. Bunlarla mücadele eder, unutur, sindirir, mücadale eder yada yenilir. Kimin ne yaşadığını bilmek tahmin etmek nedir ? Yada tahminleri dört gözle beklemek kulağını açıp pür dikkat odaklanmak nedir ? Anlamıyorum, anlamak da istiyor muyum onu bile bilmiyorum.

Geleceğimizle ilgili tahminler yaparak yada geleceği gerçekten öğrenebilsek bile geleceği öğrenince ne elde ederiz ki ?

Vehbi Koç ki bana göre Türkiye'nin gelişmesinde katkı sağlayan en iyi iş adamıdır. Diyor ki "Ben bir bakkal olarak ticarete başladım, esnaf, tüccar, sanayici oldum. Har vurup harman savurmadım. Ülkemden kaçmadım çünkü ben bu gemide büyüdüm. Bu gemi de benimle büyümeliydi."

Son yılların en gözde girişimcilerinden biri Acun Ilıcalı, diyor ki "Ben ne yaparsam yapayım, işimi yaparken edindiğim profesyonellik ve yol haritamdan vazgeçmem. İnsanların kendilerine net hedefler koymasını da tavsiye etmem bu durum çoğu zaman hayal kırıklıklarından başka bir şey kazandırmaz." diye konuşuyor.

Acun Ilıcalı' nın anlatmak istediği net olarak şu : Eğer herhangi bir işe emek ve sevgiyle yaklaşırsanız ve hedefleriniz kariyer yada para gibi somut veya egoya hitap eden soyut nitelikler dışında olursa, elde ettiğiniz başarı sizleri sürekli takip edecektir.

Gelecekle ilgili tahminler yapmadan önce kendinize sorun, mesleğinizi yapan binlerce kişi var sizin onlardan farkınız ne ? Sizinle aynı hayali paylaşan milyonlarca insan var sizin onlardan farklı olarak yaptıklarınız neler ?

Yada ilişkilerinize benzer sorular sorun ailenizle ilgili sorunlarınıza, sevgilinizle ilgili sorunlarınıza sorular sorun. Yoksa siz herşeyi tam yaptınız ve sevgiliniz yine de sizi terk etti mi ? Tam da tahmin ettiğim gibi sen mükemmel bir egoistsin, hiç hata yapmazsın hep insanlar yanlış davranır sana


Verdiğiniz cevaplarla hayalleriniz arasındaki uçurumu görür gibiyim. O sebeple neden  gelecek tahmininde bulunmak istiyorsunuz ki, bu satırlara kadar boşuna geldiniz. Aradığınız umut burada da yok keşke ilk paragraftan anlayabilseydiniz ve kendinize gelecekle ilgili tahminlerinizi sorabilseydiniz. Umarım geç değildir daha fazla zaman kaybetmeden geleceği tahmin etmek yerine geleceğinizi yazmak için bir şeyler yaparsınız.


27 Kasım 2014 Perşembe

Pişmanlık, düşünemediklerinin başına gelmesidir

Kimim ben diye sormaya başladın,
Kaçmaya çalıştın tek çaren buymuş gibi,
Yazarı olmadığın bir hikayede ne işin vardı,
Tek istediğin biraz keşfetmekti etrafını,

Seçtiklerin seni bıraktığında,
Her düşüşünde özlemle hatırladığında,
Geçmişi bir kez daha bıraktığında,
Kendini kandırdın sadece bir anlık bıraktın,

Her düşündüğün olur sandın,
Sırtını yasladın biraz gurur biraz inatla,
Başına gelenlerle yandın,
Hüznün örtemedi örselendin yokluğunda,





Denizlere neden bakarlar şimdi anladın,
Mavi ruhunun temsiliydi hiç olamadığın,
Son kadehi doldururken hatırladın,
Unutmaya çalıştıkların hep aklında,

Pişmanlık kaçışındı sahiplenmeye çalıştın,
O kadar çaresizdin ki pişmanlıklara sarıldın,
Kabul edince unutulur sandın,
Yeri dolmuyormuş anıların sanki yanıldın,

Hiç kaybetmemiş gibi takılıp kaldın,
Değerini bilmek unutmaktan kolaymış,
Düşünemediklerin başa gelince anladın,
Omuzlara yaslanıp kaybettiğine ağladın,
Ve anladın gidene ağladığında,
Kalbinden geliyor göz yaşların...

''Bu son sigara'' diyen arkadaşıma ithafen

İnsan önce kendini tanımalı, kim olduğunu, neler istediğini, nelerden ne için vazgeçebileceğini, aslında nerede olmak istediğini öğrenmeli tek başına. Kendini tanımadan başka hayatlara girmemeli, vazgeçilebileceği bile bile rüzgara bırakmamalı duygularını…

21 Kasım 2014 Cuma

Yarım Kalan Hayaller, Hayatlar - Wish of a Lifetime

Wish of a lifetime isimli bir vakıf  yaşlı insanların hayatı boyunca yapamadıklarını gerçekleştirmelerine yardımcı olan bir vakıf ve Amerikada bu faaliyetlerini gerçekleştiriyorlar. Hurriyetde yer alan bir habere göre hayatı boyunca deniz görmemiş Ruby isimli 101 yaşındaki kadın denizi saatlerce izleme fırsatı buldu.

Yine aynı programda bir çok yaşlı insan hayallerini yada yapamadıklarını gerçekleştirdi. Yaşamın son demlerine yaklaşan bu kişiler hayatlarının geri kalanında belki de daha iyi bir hayat süremiyorlar fakat hayallerinden birini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorlar.

Klasik üniversite serüveni ki hazırlık aşaması, kazanması okuması, mezuniyeti ayrı ayrı ve başlı başlına ayrı bir süreç iken kendimizi maalesef bu süreçler içerisinde tanıyoruz. Belki bu süreçlerin zorlu aşamalar içermesi belki de biyolojik olarak bu yaşlarda etrafı ve kendimizi tanımamız bizi geleceğe ve hayata dair bazı hazırlıklara yada sürprizlere sürüklüyor.

Yarım bıraktığımız bir romanda hikayenin geri kalanını merak etmez miyiz yada aynı iş yerinde mesai harcadığımız birinin şimdi ne yaptığını, sınıf arkadaşımız şimdi ne yapıyor... çoğu zaman bu sorular geri planda kalıyor veya önemsemiyoruz. Aslında çevreye ne kadar duyarlı olduğumuzla da ilgili tüm bunlar...

Çok fazla kendimizle ilgilenen bir yapımızda olsa etrafa duyarsız da olsak. Hepimizin ilgi duyduğu alanlar mevcut ve hepimizin hayalleri de var. Peki bu hayaller o kadar güzelken ve bizleri her hatırlandığında mutlu ederken neden hayal olarak bırakıyoruz ?

Hayal olarak kalması mı asıl hayalimiz yoksa onun için bir şey yapmıyor olmamız mı ?

Tabi ki net cevapları olamaz kimsenin, bahanelerimiz de farklıdır tıpkı hayallerimiz ve koşullarımız gibi...




Güçlü falan da değilsindir sen hiç ayak yapma bana gözlerin dolmaz mıı her zor anında, hem o kadar güçlü olsan yarım kalmazdı bir heves aldığın onca kitap kapağından yada önsözünden etkilendiğin için aldıkların gibi insanlar da sadece sana sunuluş şekliyle aslında bildiğin ama okumayacağını bildiğin halde hayatına aldığın. 
Yarım kalmazdı ki hiç bir hayalin hem o kadar abartma bugüne kadar ne yaptın onlar için
Susmaya devam et her zaman olduğu gibi kapat şimdi burayı da git yatağına kapat gözlerini düşün hiç düşünmediklerini
Aklına gelen ilk şey zaten her zaman düşündüklerin olacaktır. Her zaman düşünüp yapamadıkların...
Bastırdığın duygularının ezilişini seyret, ezikliğinin nereden geldiğine yor biraz aklını eğer hala kalmışsa...
Hayat kılıfında kimlerin ne sakladığını düşün yada sakladıklarını görmesinler diye saklananlara ses çıkarmamaya devam et…

Biraz daha ses çıkarma, ders bitene kadar sabret, arkadaşın arayana kadar sorma nasılsa arar. hata yaptığında hakaret yiyene kadar düzeltme hatalarını zaman en bonkör davrandığın şey nasılsa…

Harca zamanını hiç bir şeye kıyıp harcayamadığın gibi ve enerjinin bitmesini bekle, bekle ki sen de yaşlandığında sana tahammül edecek insanlar gördüğünde sevin tek istediğin ilgi olsun. Sadece ilgi sana yetsin. Saygı duymalarını bir kenara bırak sadece ilgi dilen etrafından. İlgi gördüğünde sevin bir kaç dakika bununla tatmin et kendini

Yada boşver için rahat olsun Wish of a Lifetime gelir belki senin de hayallerini gerçekleştirir. Hep aklından geçen ama yapacak gücün kalmadığında hatırladığın hayallerini

19 Kasım 2014 Çarşamba

Hadi bırak koyver gitsin tutunma



Hadi bırak yükseltmeye çalıştıklarını,
Koyver gitsin gözyaşların,
Gitsin tutundurmaya çalışma ruhunu,
Anlam veremediğin duygularına,

Belki kazanır mıyım kaybettiklerimi diye düşünme boşver,
Sahip olamadın da ne değişti,
Gidenler sahip olamadıklarından mı gitti sanıyorsun,
Yoksa senin görmek istediğin ama olamadığın senden mi gitti ?

Çok mu abarttın hak etmediklerin için kendini paralamayı,
çok mu kalabalıktı hayalindeki sen,
Çok mu çok oldu gidenler,

Sesin sessizliğini bozmaya yetmiyor,
Yetemiyorsan kendine bile,
Başkalarını aramaktan vazgeçmenin sebebi bu mu,
Cesaretli cesurlar ordusu mu var etrafında
Yoksa hepsi cahil cesareti mi

Nerde güçlüleri görsen küçümsemek mi tek bildiğin
Nerde başarılı görsen, ''zaten ben de yapardım'' diyebilmek mi tüm yapabildiğin
Sen senden başkasını tanır mısın ki
kendini bile ne kadar tanıyorsun

Gecelere suç bulmaya devam değil mi,
Cevabı olmayan kim varsa neredeyse bulur suçlarsın çünkü…
Aydınlatman  o kadar zor ki karanlığa sürüklediklerini,
Aramaya kalkma, nefesin yetmez geçmişinle kısa bir yolculuğa…





12 Kasım 2014 Çarşamba

murphy amca öpsün seni

tuttuğuna tutmadığını görmeden inanamazsın zaten nasıl inanacaksın, önce tutturmak lazım.

Tavuk yumurta, yumurta tavuk olmadan arkadaşımı beklerken bir konuşmaya arka kapı yaptım. Üç kişi çabaladıkları konular olduğunu ama bir türlü başarılı olamadıklarını anlatıyordu. Klasik hikayelerimiz işte her arkadaş grubunda vardır. Mehmet, ayşeden çok çalışır ama ayşe başarılıdır. Yoksa Ayşe başarılı değil de şanslı mıdır  ?

Bu sorudan sonra akla hemen Ayşe'nin şanslı yönleri gelir. Ayşe lisede özel eğitim almıştır da Mehmet almamıştır. Ayşe'nin babasının mesleği Ayşe'nin kariyerinde etkili olmuştur...

Bahane çok ya, eh Ayşe de şanslı Mehmet kafasını duvarlara vursun. Hepimizin yok mu diğerlerinden üstün bir tarafı ? Hepimizin yok mu diğerlerinden kötü bir yanı ? Hepimizin hataları olmadı mı normal insanlardan daha büyük ? ve hepimizin normal insanları bile herkese göre farklı değil mi ?

Normallik de göreceli benim tanımım seninkinden farklıdır. Bana göre normal benim uç olduklarımın yada uç olduğumu düşündüklerimden daha azını yapardır, sana göre de başkalarına göre de bu değişir.

Çünkü etrafımızdakilerle yada gözlemlediklerimizle kıyaslarız sürekli kendimizi. Dünyamız kadar kıyas yapar dünyamız kadar tanırız dışarıyı. Dünyamız ne kadar küçükse o kadar  da az tanırız olup biteni...

herhangi bir konu seçip üzerinde yoğunlaşıp başarısız olmak özel tebrik gerektirir. Azimli sıçanın çeşitli materyalleri deldiğine dair atasözümüz bile varken nedir bu şanssızlık yüzünden kaybetmek ?

Şanssızlık yüzünden kaybedenlere bakalım, tek bir konuları yoktur ki geçenlerde markete gitmiştir bu arkadaş önce manav alışverişi yapayım sonra tuvalet kağıdı alayım demiştir. Fakat o da ne 25 adet kampanyalı tuvalet kağıdı manav alışverişi yaparken tükenmiştir. Geriye döndüğünde yoktur 25 tane tuvalet kağıdı, boku bokuna isyan ettirir bu durum arkadaşımızı...

Yine aynı arkadaş tam sigarasını yakmışken birden bire geliverir otobüsü de atmak zorunda kalır yeni yaktığı sigarasını, ah canım benim. hatta herkes aynı ödevi vermişti bizim bu arkadaş kalmıştı sadece o dersten.

Zaten beklediğinin dışında geliştiği için bu olaylar onun aklında kalmıştır aslında da bunun farkında değildir. Tabi bunu anlatamayız arkadaşımıza şanssızdır o bir kere...

bazen de bunları anlatınca artcı arkadaşlarımızdan biri pozitif düşün der. Aslında ''herşeyi görme'' demek ister de tam ifade edemez. Herşeyi görmediğinde başına bu olaylar gelmeyecek değil. Sadece geçmişe takılıp kalmayacaksın demek ister. Çünkü sen takıldıkça asıl sebepleri görmeyeceksin.

Tuvalet kağıdının bitme sebebi senin şanssız olman değil girişte es geçtiğin mağaza elemanın dağıttığı indirim broşürleridir, senin kaldığın derste diğer üç arkadaşın aynı ödevi vermiş ama dördüncü arkadaşla senin numaran ard ardadır. ikinizde kalmışsınızdır aslında, yada senin ödevin kopya olmuştur. Sigarayı yakmasaydın o zaman 10 dakikada bir geliyor işte 20.dakika gecikti bu dediğin otobüsün gelme olasılığı maksimuma ulaştığı için gelmiştir. Yada hiçbiri olmamıştır gerçekten de şanssızsındır aslında, tamam hadi mutlu ol şanssız diyelim sana.

Steve jobs, mark zuckerberg, okay bayülgen, sakıp sabancı vs okusana bu adamların hayatlarını izle belgesellerini hangisi kendisine şanssız der ki ... Elbette ki şanssız zamanları olmuştur ama o kadar çok şey denemişlerdir ki senin hayatına göre normal biri değillerdir artık. Kendilerine sorunca da anlatıverirler başarı hikayelerini çünkü hayalleri şanssızlıklardan kurtulma üzerine değil hedeflerine ulaşma üzerinedir.

Herhangi bir şeyi denediğinde olmadığını düşünüyorsan gerçekçi sebepler bul kendine, şans en çocuksu, en basit, en sıradan sebeptir ki senin hayatını temsil eden kelimeler bunlar. Şanssız derken soyuta sarılmaktan o kadar çok mutlu oluyorsun ki hiç yanından ayırmıyorsun şanssızlığı.

O kadar şanssız olduğunu söyleyenlerin çoğu da hepimizden çok oynar şans oyunlarını, şanssızdır ama yine de şansını denemek ister. Şanssızlığına inancı bile tam değildir, hiçbirşeye inancının tam olmadığı gibi...

İnsan standart olmaya çalışmamalı işte bunu denediği zaman yaşadığını anlar. Deneyeceksin, çabalayıp çalışacaksın ve tutmayacak hayallerin. Tutmadığını gördüğünde daha iyi olacaksın. Daha iyi olamayacağını düşünüyorsan yeni mecralar yeni hayaller arayacaksın kendine, ve tuttuğunda hayallerin tutmadığını gördüğün için olacak. Gördüklerin tecrübe olacak çünkü tecrübe sepetin deneyim ve kazanımlarla dolacak. Şanssızlık gibi hiçlik sepetine yüklemeyeceksin çabalarını, kaybetmek için kaçış kapısı aramayacaksın.

Önce kendini tutunduracaksın hayata sonra hedeflerini, tutmadığında yeni hayaller seçeceksin kendine tutunan şansın değil sen olacaksın.














herkes mükemmel sendromu - hatasız kul olmaz

birileri hakkında birşeyler söylemekten bıktım, hep haksızsın kime ne anlatıyorsun oğlum! belki herkes mükemmel olduğu için anlaşamıyor diğerleriyle ve diğerleri de kendi dünyalarında diğerleri olarak gördüğü için birilerini...

Veya ben de mükemmelimdir...


Kısacası herkes mükemmel amk! kimse hata yapmaz, hiç görmemiştir aradığınızda uyumuştur, yolda denk gelirsin de dalgındır dikkat etmemiştir, aslında arayacaktır da fatura zıbıdısı çıkmıştır. Aslında çok yardımı dokunacakmış da geç haberi olmuştur. Bahanelerin olduğu yerlerde mükemmellik zaten vardır.

A isteyene verdiğinde, B nerede diye sormazsa adam değilim. Sadece şu olsun diyenlerin hepsi istediklerini aldığında yeni birşey isteyecektir.
Doyum yok, doyum. B yi istememe sebebi A yı geç vermendir. Düşünür,  önce A unutulsun sonra B ye geçerim der. Pislik pislik planların içinde hep kendini düşünür ama ihmal etmez seni de düşünüyormuş gibi yapmayı.

Hayat zor, zor olmasına zor da kardeşim herkese zor. Sadece senin şartların mı var kapı dışarı edilmek için sadece sen mi düşürüyorsun kuzuyu kurdun aklına, işte neler varsa akılda kalan hepsi palavra olup gidiyor. Bugün biraz yamuk yapıyor yarın yamuğun cılkını çıkaracak kardeşim  çünkü sen yamuksun. Alınma ama yamuksun işte uzatmaya gerek yok.

 Karakterini günlük hareketlerinle kontrol etme sakın yamuk dedim diye yamukluk omurgasızlığından geliyor. Adama selam vermezsin yolda tanısan, bir şekilde kan kaynıyor oturup çekiyorsun herifi arkadaşlığı iyi bir seviyeye getiriyorsun. Arkadaşlık ne lan ! neyin seviyesi artıyor. Zamanla olursa olur zaten neyi kasmaya çalışıyorsun. Arkandan en fazla iyi çocuk derler o kadar, sonra sıkılırsın zaten bu kadar boşa fedakarlık yapmaktan. Sıkılınca da kaçar gidersin istemediğin yerlere, bu sefer de daha az ilgi gösterdiğin için kötü olursun. Kusura bakma kardeşim yamuksun, o sebeple kaçıyor etrafındakiler yada etrafında olduğunu sandıkların !

Onlar mükemmel sen yamuksun. Çünkü iyi bilirler insan ilişkilerini ingiliz düşesinin çocukları onlar pedagoglar yetiştirdi amk, hiç sokakta top oynamadı onlar, hiç arkadaşından topunu istemedi. Onlar mükemmel kardeşim kusura bakma ama sen yamuksun.

hatasız kul olmaz derler ya en ince halidir o dile getirişin. İşin aslı yamuksuz kul olmaz. Herkesin vardır bir ibneliği, sen ne kadar yamuk olduğunu saklayamadıklarından anlarsın.


29 Nisan 2014 Salı

Zamana Ait Olmak

Hepimiz birşeylere ait yaşarız, farkında olalım yada olmayalım. Ait olduğumuz şeylerden mutlu olalım yada olmayalım birilerine bir şeylere ait yaşarız hayatımız süresince ve çoğu zaman aitliklerimizi değiştirmek için çaba sarf ederiz.

  • Daha iyi bir iş imkanı sunulur neden daha iyi bir yerde olmalıyım diye düşünmeyiz, değerlendirme kriterlerimize başlangıçtaki koşullarla yaklaşmayız. İşin sonundan ne kadar kazançlı çıkarız ona bakarız..

  • Biriyle birlikte zaman geçirme fırsatı yakalarız, evlilik-flört yada arkadaşlık ne olursa olsun, yalnız olmaktan farkı nedir düşünmeyiz. "Mutlu olur muyuz ?" işte bu sorunun cevabını aramak için başka birinin dünyasını karıştırmaya başlarız

  • Zaten biriyle birlikteyizdir acaba "Daha çok mutlu olur muyuz ?" diye düşünürüz, e sonra nerede o ilk aşk denilir. Artık alışkanlıklar geri-dönüş kapılarını açmayı kolaylaştıran birer çilingere dönüşmüşlerdir.


  • Saçın yıllardır aynıdır, değiştirmek istersin farklı olmadığı için sıkmıştır artık seni, değiştirsen daha güzel olabilirsin belki de farklılıktır güzelleştiren sadece...
 Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Sonuçları çok iyi olmasa da bizi farklılığa iten şey aslında standartlardır. Standartlara ait olmak istemez kimse yada sinir bozucu bir rahatlıkla kabul ederiz normal olmayı

Arkadaşlarınızla konuşmalarınızı düşünün herkes masaya bir kaç özelliğini atar, geçmişte çok iyi şeyler yapmıştır da işler yolunda gitmemiştir, aslında çok iyi bir müzisyen olurmuş da ailesi engellemiştir, yaptığı iş harikadır da kıymeti bilinmiyordur, yada klasik olarak "yazsa roman olur" herkes yazsa roman olur çünkü her hayat farklıdır, önemli olan farklılığı arkadaş sohbetlerinde anlatmak değil, hayata sunmaktır.

Fakat sunmak öyle kolay değildir, kiranı ödemek için çalışırsın, gelecek kaygısı olur biraz birikim yapmak istersin, e yaş ilerler artık yalnız geçmiyordur bir hayat arkadaşı aranır derken yeteneklerimizi sunamayız, sahnede olamamayı kabullenmek gerekir bu durumda, yada sahnede olanları alkışlamak gerekir.

Birşeylere ait olmamak tehlikelidir de aykırı olunabilir, üzerimizde eğreti dursa da aykırı olmak zor değildir, fakat aykırılıkları normal insanlar ne derecede kabul eder yada aykırı olduğumuz konuda normal insanlara ihtiyaç duyar mıyız, mutlu olmaya devam edebilir miyiz, tüm bu sorular bizi bir karara iter ve sonuçları her zaman iyi olmayabilir.

Bill Gates' e sorarlar neden okulu yarıda bıraktınız diye O da cevaplar " Bırakmasaydım şu an microsoftta başarılı bir mühendis olarak çalışıyordum" der. Bu tip insanlar genelde başarısız da olmaz mutsuz da olmaz. Deli dolu kişilerdir çünkü okullarını, işlerini, yaşadıkları şehirleri bıraksalar da hayallerini bırakmazlar. Hayallerini bırakacak kadar cesaretli olan insanlar hayallerini gerçekleştirecek kadar emektar değildirler.

Okula ait olmak ister standartlara çivilemek ister bir çok insan kendini, daha iyi standartlar isteyenler daha azimlidir, daha dirayetlidir de hayalleri başkalarının standartlarından geçer işte bunu farklılık sanarlar.

Yanlış anlaşılmasın kimse farklı olmak zorunda değildir, zaten farklı olmak içinde farklılaşılmaz. İnsanı farklılaştıran tek şey bilgidir. En basitten en karmaşığa bilgilerle devam ettiririz hayatımızı, birisi yeşil rengin bu sene moda olduğunu öğrenir, yeşil giyer. Bir başkası yeni bir telefon alır, özellikleri bakımından farklıdır artık o da farklıdır. Moda veya teknoloji gibi milyonların kullandığı şeyler bile farklılık göstergesi olabilir. İşte o döngüye yeniden girdik, mutlu olmak için farklılık mı yoksa farklı olduğumuz için mi mutluyuz...


Bir markaya ait olmak isteriz, restaurantta çalışalım yada çok prestijli bir bankada çalıştığımız yerin bir çoğuna göre iyi bir yer olduğunu düşünür oraya ait olmaktan mutluluk duyarız, çoğu zaman neden restaurantım yok yada neden bankam yok diyemeyiz. Standartlar oturmuştur tepemize hayallerimizi belirli çizgilerin dışına taşırmamıza izin vermezler. Bizde çalıştığımız yere ait olmaktan mutluluk duyarız.

Tüm bu sorular yada kendimizi arayış dönemi içerisinde geçmişle geleceği kıyaslar hedefler belirleriz. Fakat zamanı unuturuz, oysa ki zaman bizim değil biz zamana aitiz. Ve onun bize sunduklarını sadece değerlendirebiliriz işte bu kadar kısıtlıdır yeteneklerimiz. İnsan zamana ait olduğunu unutmamalı ve geçen her günün hayallerine sadece biraz daha yaklaştıracak yada uzaklaştıracak kadar basit bir ölçek olduğunu göz ardı etmemelidir.

30 Ocak 2014 Perşembe

Geç kalmaktan korkanlar - Gelecek korkusu - Gelecek, Gelecekte kurulmaz

geç kalmaktan korkanlar, insanlar işe geç kalmaktan, hastaneye geç kalmaktan, randevularına geç kalmaktan korkarlar. Geç kalmanın her ortamda bir bedeli vardır, arkadaşlara geç kalınca çayları ödersiniz yada bir kaç konuşmada dalga konusu olursunuz. Hastaneye geç kalırsınız, sıra beklersiniz. İşe geç kalırsınız, patrondan azar yersiniz.

Peki ya bedelini tam olarak nasıl ödediğimizi bilmediğimiz için hep normalden daha fazla korku yaratan geç kalmışlıklarımız ? Evet, yarına geç kalmaktan korkanlarımız.

Yarına geç kalmak  yarını yaşayamamaktır, yarını düşündüğümüz gibi yaşayamamaktır. Bu yüzden hiç bir şeyi kaçırmak istemez geç kalmaktan korkanlar. Hasta olunca hemen iyileşmek isterler, randevuya gecikince neler kaçırdıkları akıllarına gelir. 10 dakika daha beklememek için biraz daha hızlı yürürler, otobüs beklemez ne de olsa...

Peki, hepsi bir kenara geleceğe geç kalmamak isteyenler nasıl bir korku yaşar ?



Gelecek korkusu, başlamışsa ve düzensiz bir hayatın içerisindeysek karşı karşıya olduğumuz atmosfer hiç de iç açıcı değildir. Çünkü acele ile yapılan hiç bir iş dinlendirici ve motive edici bir ortamın içerisinde yer almaz. Aceleyle yapılan kek bile istenilen sonucu vermezken, hızlandırılmış gelecek mi kurulur ?

Hayat kimseyi eşit şartlarda ortaya bırakmaz. Elbette bazılarının diğerlerinden üstün noktaları vardır. Fakat hayatın çok da adaletsiz olduğunu söylemek her zaman doğru değildir. Yıllarca programlı ve düzenli çalışmış bir bireyin sahip olduğu sıfatlara kısa sürede ulaşmak isteyen birinin hedeflerini yada hayallerini tekrar sorgulamasını öneriyorum.

Herkes bazı özellikleri bakımından diğerlerinden üstündür. Bu özelliklerini keşfedenler ve bu özellikleri üzerinde çalışıp ilerleyenler başarıya ulaşan insanların bir çoğunu oluşturur. Kimse tesadüf üzeri başarıya sahip olamaz. Tesadüflerin oluşması bile çabayla olur.

Milyonlarca insan her hafta inanmadıkları bir şans oyunu için umutlara kapılırlar. Bir çoğumuz da bu şans oyunlarını zaman geçirmek için kullanırız tutmayacağını bile bile...
Şans oyunundan zengin olmuş birine bile "şanslı" damgası yapıştırılırken tekrar düşünülmesi gerekir. Bir tembel insan topluluğuna her hafta şans oyunu oynamasını söylesek inanın bir çoğu oynamayı unutur
: )))

Demek ki şans deyip geçilen oyunların bile kazananı olmak için bir çaba gerekiyor. Gelecek için de bir çaba gösterilmesi gerekir. Korku, çoğunlukla ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz anlarda hissettiğimiz bir duygudur. Genelde korkarken aşırı tepkili oluruz yada çaresiz hissederiz. Karışık duygular yaşamak için bulunmaz anlardan biridir korku anlarında olmak...

Gelecek korkusunun bir çok kişi üzerindeki etkisi de bu şekilde açıklanabilir. O güne kadar yapılanların etkileri tam görülememiştir veya yetersiz olduğu düşünülüyordur. Ve gelecek için bu sürümcemedeki eksiklikler daha da artacak mıdır ? İnsanlar tam karar veremediği ve tahmin edemediği dönemeçlere girmekten korkarlar. Zarar görmek, yenilgiye uğramak, beklentilere kavuşamamak ve daha bir çok kaygı...

Daha iyisini bulamayacağını düşünerek pazarın girişinden alışveriş yapan bir teyze, daha ideal birini bulamayacağı korkusuyla evlenen ve sahiplenme duygularını böylece maksimum düzeye çıkaran gençler(bu kitleyi daha sonra ayrıntılı incelemeliyiz :)) ), okullarından istedikleri özelliklere sahip olmadıkları halde mezun olmak isteyen öğrenciler... Daha iyi ve daha çok örnek de verilebilir fakat bunların bile korkunun sebep olduğu yanlışlıkları görmemize yeterli olacağını düşünüyorum.

Gelecekten Korkmuyorum



Peki, sen korkma yada korkmadığını düşün :) Gelecekten korkmuyorum demekle korku yenilmez. Korkunun üzerine giderim deyip oluruna bırakmak da korkuyu yenmez. Gelecek korkusu sadece sistemli ve akıllı bir biçimde yenilebilir.

Geç kalmaktan korkmayanlar



Geç kalmaktan korkmayan birini hayal edin bu kişi çevrenizden biri  olsun, akrabanız, okul yada iş arkadaşınız olabilir. Şimdi bu insanın normal bir haftasını nasıl geçirdiğini hayal edin. O kişi kimdir, cinsiyeti nedir, kaç yaşındadır, neleri sever, neleri sevmez, medeni durumu nedir, nerelidir, nerede doğmuştur hiç birini bilmiyorum. Fakat gelecekten korkmayan birini hayal ettiyseniz, o kişinin iç dünyasında hep mutlu olduğunu göreceksiniz. Çünkü bir rol model hayal ettiniz ve bu rol model etrafınızdaki en iddialı kişiydi(bazı ölçüler bakımından değil,sadece mutluluk üzerine) ve geleceğinden korkmuyordu. Demek ki yetenekleri bakımından kendini mümkün olduğu kadar iyi değerlendirmiş  ve yaşadığı süre boyunca onu mutlu eden şeyleri bulmuş, kendine ulaşamayacağı limanlara sürüklememiş, gemisinin kapasitesini anlamış, yeterli olsa bile rüzgarın ne zaman vurup vurmayacağını tahmin etmiş, kısacası yapabileceğinin en iyisini yapmış, kendi dünyasında bir kaç zafer hazırlamış kendisine... Bu zaferin en büyük ödülü ise "gelecekten korkmadan yaşamak"...

Daha gelişim dönemlerinde pilot, doktor vb. meslekleri yapmak istediğini söyleyen bir çok insanla karşılaşabiliriz. Bu insanların kararlarından vazgeçmelerini sağlayan şeylerin büyük çoğunluğu geleceğe bu meslekler açısından umutsuz bakmalarıdır. Yani o mesleği yapmak için yeteri kadar çalışmadıklarını ve sonuçlarına katlanmaları gerektiğini yavaş yavaş öğrenirler. Zaten bize de "işte hayat" denilirdi. Kısacası en iyi öğretmendir, hayat...





Geç kalmaktan korkmayanlar bilgi kırıntılarıyla bile mutlu olurlar yeri gelince, tabulaşmış doğrularını bile sorgularlar yeni bir bilgiyle karşı karşıya geldiklerinde. Hedeflerine ulaşmak için günlerinden bir bölümü feda etmeye hazırdırlar. Gelişim kitapları okurlar, motivasyonlarını arttırmak için çeşitli etkinliklere katılırlar. İnsan ölümü beklerken bile hazırlanmak ister, hazırlıksız yakalanmak istemez. Her olguya, düşünceye biraz daha yakın olmak için kendilerince yöntemler bulmaya çalışırlar.

Şanslarına inanırlar, şanssızlıklarından bahsederler istediklerinden uzaklaştıkça talihsizlikler olduğunu düşünürler.

Hayatınızı Pazartesi günü yada yarın değiştirmeye başlamayın, hayatınızı değiştirmek istiyorsanız şimdi yapmaya başlayın çünkü" Gelecek, Gelecekte kurulmaz".

25 Ocak 2014 Cumartesi

Gelecekten beklentiniz var - Beklentiler

"Gelecekten beklentiniz var" Telefonlarımızdan gelecekle ilgili tahminleri henüz alamıyoruz. hava durumu ile ilgili beklentilere ulaşabilsek de kafa durumumuz için yapılmış bir uygulama yok gibi. Aslında gelen mesajlardan, ziyaret edilen web sitelerinden, atılan tweetlerden nasıl bir günün içerisinde olduğumuz ve ertesi gün neler yapabileceğimiz gibi bazı çıkarsamalar yapmak zor olmasa gerek...

Her neyse yazılımcılardan sırf doğru tahmin edebilecek mi diye merakımızı giderecek bir uygulama beklentisi içine girmeyelim. Fena fikir değil gibi gelse de buna ihtiyaç gibi bakmamızı sağlayan şey sanırım pazarlamadır. Bir kaç dakika önce birilerinin bizim geleceğimizle ilgili tahminleri olabileceği umurumuzda değilken şimdi bunun gerçekleşse fena olmayacağını düşünmeye başladık. Yersiz bir beklenti diye buna denir sanıyorum...

Yerli beklentiler var mıdır peki ? yerli yani tam zamanında hatırlanmış veya istenmiş ve beklemeye alınmış oluşumlar. Artık beklenti sepetine girdi ve hayatını orada devam ettirecek. Ne zaman bir kırıklığa dönüştü ki bu genelde hayalin beklentiye ters yönde çarpması ile hayal kırıklığına sebep olmasıdır. İşte beklenti orda sona erer. Sepetten çıkar ve yerini yenilerinin doldurması için sepetin beklentiye girmesine bir sebep daha kazandırır. Beklenti sepeti bile yeni bir beklenti için beklenti içine girmişken; yaşamak için sebeplere, adrenalin için doğaya, tutunmak için sevmeye ihtiyacı olan insanlar neden beklenti içinde olmasın ki...

Zaman zaman gerçekleşmesine ihtimal vermediğimiz hayaller kurarız. Hayal olmadığını ispatlamanın tek bir yolu vardır, Onlara ulaşmak. Ulaşamadığımızı hayal edersek, olmayan başarısızlıklarımızdan - ulaştığımızı hayal edersek,  olmayan başarılarımızdan beklenti içerisine girmiş oluruz. Zaman yeteri kadar ilerlediğinde karşılaştığımız şey o mücadelenin final sahnesidir ve maalesef hepsi mutlu bitmez. Fakat sonun iyi olup olmaması ile ilgilenmek çoğu zaman yersizdir. İzle, yeri geldiğinde katıl, kararlarının arkasında dur, sıran geldiğinde bir adım arkada olma, sıran geçmişse arkadakine yardım et öne çıksın... Bırak sonu mutsuz olsun, sen iyi bir final için beklentiye girme, sadece yaşaman gereken anları anlamlı kıl.

Gün içerisinde belki tüm duyguları belirli saatlerde yaşar. Gece yatağımıza girdiğimizde çok az anını hatırlarız.Belki 10-15 saat bir şeyler ile uğraştık fakat bir kaç diyalog bir kaç kare kaldı aklımızda. Eğer kötü bir gün geçirmişsek tekrar olmamasını isteriz, eğer güzel bir gün geçirmişsek bir gülümseme alır yanaklarımızı. Sadece geçirdiğimiz güzel dakikaları hayal ederiz. Ertesi gün tekrar olmasını ister miyiz ? Beklentileri yüksek olan insanlar istemez... "Zaten yeteri kadar iyi bir gündü" der ve ertesi günün daha iyi olmasını isterler. Aynı şey kötümserler için de geçerlidir. Kötü bir gün geçirmişlerdir, fakat daha kötüsünün olmamasını dilemek yerine o gün bittiği için sevinirler. Ertesi günden bile  ne beklersek bekleyelim sonucu tahmin edemiyorsak beklentilerin ne önemi var ? 


Şimdi bilgisayarımızın orta alt kısmındaki markasına bakalım, durup biraz daha bakalım. Bir çok kişinin bilgisayarında bu marka tam ekranın ortasındadır, markayı bulduysanız biraz daha bakın. Gördüğümüz ne olursa olsun, hangi marka bilgisayarla olursak olalım hiç kimse ilk seferde sağ alt taraftaki saati okuyamaz. Saat kaç olursa  olsun kimse önce saate bakıp sonra markaya bakmaz. Neden bakasınız ki ? Sizden sadece markaya  odaklanmanızı istemiştim.

Beklentiler de işte böyledir !! Nerede, ne zaman, kiminle, ne için odaklanmanız gerektiği önem arz eder. Geri getiremediğimiz zaman git gide ilerlerken sepete bir kaç beklenti daha atmanın çok anlamı yoktur.
Arkadaşlıklarınızda geçirdiğiniz zamanın güzel olmasını sağlayın, fakat güzel zaman geçirmeyi beklediğiniz anlamına gelmesin. Çünkü iyi vakit geçirmediğinizde kararlarınızı sorgularsınız. Belki iyi vakit geçirmek için bazen sıkılmak gerekiyordur. Biri sizi seviyorsa bir süre sonra her gün görmeyi beklemeyin. her gün gördüğünüzde hala hergün görmek istemezsiniz. her gün görmek istemediğinizden değil. Geçmişte bir gün "her gün görmek" istemiştiniz ve artık geçmişte değilsiniz. Yeni bir beklenti daha oluşturmanız gerekmektedir. Çünkü kimse yenilenmeden yaşamına devam etmek istemez. İşsizken iyi maaşlı bir iş bulmak çok da önemli değildir. İş bulduğumuzda yeteri kadar süre geçtiğine inanırsak, iyi çalışma koşulları ve iyi bir maaşı hak ettiğimizi düşünebiliriz. Bunlara da sahip olursak daha az çalıştığımız fakat daha fazla maaş aldığımız bir işin beklentisine girebiliriz. Beklentileri sınırlamak rüzgarla dans etmek gibidir. Ne zaman arkamızda bırakacağımızı bilirsek, bizi yeni sulara götürebilir....








Gelecekten tek beklentimiz orada bizden farklı birinin olmasını istemek olsun. Orada bizi bekleyen kişi ona geçmişten bir şeyler götürmemizi istesin, ve o kişi tıpa tıp şu anki halimize benzemesin. Hayalini kurabileceğimiz en korkunç şey, gelecekte bugün olduğumuz gibi biriyle karşılaşmak olur. Her insan yenilenmelidir, yaşamak ancak yenilenerek anlamlı hale getirilir. Her gün yenilenmek için bir fırsattır...

Gerçekte olan ve olmasını istediklerimiz (beklentilerimiz) arasında ne kadar çok mücadele verirsek, hayatımız o kadar anlamlı olur. Beklentilerimiz ve bugünün birbirlerine ne kadar uzak olduğu önemli değildir.

Beklentiler insanın geleceği ile ilgili ipuçlarıdır.

2 Ocak 2014 Perşembe

Yalnızlığın boyutları

Yalnızlığın boyutları  bir kenara dursun, yalnızlık için sözlükler nasıl tanımlamalar yapar, yada tıp dilinde tam olarak nasıl ifade edilir bilmiyorum. Benim için yalnızlık  hissiyat eksikliğidir. Acıkırsam midemi yalnız bırakmışım demektir, tuvaletimi tutuyorsam böbreklerime beynim cevap vermemiş yalnız kalmışlar demektir, bulaşıkları görmediysem mutfak yalnızdır... işte bu kadar nettir benim için yalnızlık.

Hayatımız süresince ne kadar popüler olursak olalım yada olmayalım hepimiz yalnızlık sorgulaması yapmışızdır. Çünkü insanlar her gün birilerinden bir şeylerden çeşitli taleplerde bulunurlar. Bu talepler ne zaman istediğimiz gibi sonuçlanmadı işte o zaman sorgularız. Nerede hatalıyım, neden bu isteğim kabul edilmiyor, neden hayal ettiğim gibi olmadı....

Yalnızlık soğuktur ve gridir. Kimse yalnızlığı güzel cümlelerle açıklayamaz, birine acırken bile en yalnız cümledir yalnızlık daha da ötesi yoktur. Yalnızlıktır işte "yalnız adam" olur "yalnız kadın" olur maalesef "yalnız çocuk" bile oluverir, kurulan acınası cümlelerin içerisinde...

Yalnızlık soyuttur belki birileri çok ilgiden daha da fazlasını hayal eder, yalnızlık hissine kapılır, birileri etrafında kimseyi göremez kalabalığın gürültüsünü özler yalnızlığından dem vurur...

Yalnızlık öyledir ki bir dedenin ağzından duyarız bazen "ahh ne günlerdi o günler" der ve bize yaşadığı anın griliğini tasvir eder aslında anlatmak istediği yıllar yıllar öncesi olmasına rağmen...

Duygu eksiklikleri kronik yalnızlık hissinin habercisidir belki de ... Yalnız kaldığımız günlerde bazı sorularla çıkış arar kendine, şimdi arasam kim benimle ilgilenir ? şimdi çıksam tek başıma mı kalırım ? işten sonra bir şeyler içeyim ama kim gelir ki yanımda ?

İnsanın bazen yalnız kalması çok da anormal değildir. Hayat hepimiz için farklı zamanlarda çalışabilir. Kimileri zamanlarını daha çok önem verdikleri şeylerle geçirmeyi tercih eder. Kimileri yeniliklerin peşinden koşar, bazıları sever bazıları nefret eder ve bazen herkes bizden uzaklaşıyormuş gibi görünebilir. İşte bu tip durumlarda yoğun bir şekilde hissedebiliriz yalnızlığı...

Bazı insanlar yalnızlıkla kendilerini bile avuturlar sanki tek başlarına bir şeyleri yapabilecekmiş gibi yalnızlığı küçümsemektedirler. Profesyonel yalnızlar genelde bu kategorinin vazgeçilmez bireyleridir. Profesyonel yalnızlar demişken "kariyer peşindeyken bir baktım hayat geçip gidivermiş" goygoycularıdır bunlar. Sanki hayat geçip gitmesine izin verilecekmiş bir şeymiş gibi bahsederler...

Kronik yalnızlık üyelerinin de hakkını vermek lazım. Bunlar sosyal medyada da sık sık gördüğümüz ergenliğin etkilerinden kurtulamamış fazla huzur ve fazla sıradanlığın sebeplerini yalnızlığa bağlayıp örtünmeyi kolay bir yol olarak seçen muazzam insanlardır. Duvara sorular sorarlar, halıya bakıp güldüklerini iddia ederler, yatakta çapraz yatmanın mükemmelliğini anlata anlata bitiremezler. Kendilerine yalnızlık nedir, neden yalnızlık hissediyorum diye hiç sormazlar. Sorsalar da bir şeylerin değişeceğini düşünmüyorum da neyse...

Şıpsevdi yalnızlar ise hayatlarının bir dakikasını bile yalnız geçirmek istemeyen genelde dedikoducu tiplerdir. Öyle dedikodu malzemesi oluştururlar ki son sevgililerinin anılarını tam anlatamamışken hemen yenilerini bulurlar. Karakterleri oturamaz böyle tiplerin, nasıl semer vurulursa onu taşımak görevdir bu arkadaşlara.

Kapalı yalnızlar grubu ise tam bir faciadır desek yanlış olmaz. Kapalı yalnızlar tüm dünyaya sırt çevirir ve hayatın gelip kendi problemleri  ile ilgilenmesi gerektiğine inanırlar. "Ah bir joker, bu sefer de gol değil, neyse sen mesgulsun galiba" gibi cümlelerin müdavimidir bu tür insanlar.

Ütopik yalnızlardan da bahsetmeden geçmeyelim bu konuyu. Ütopik yalnızlık insanı sahip olamayacağı ne varsa mutsuzluğunu bu sebeplere bağlar. İstediği arabaya sahip olmadığı için kız arkadaşı yoktur, 10 kilo daha veremediği için erkekler ona bakmaz, ah ulan babası holding sahibi değildir ki, 3-5 milyon doları olsaydı geçen hafta barda tanıştığı kız onunla birlikte olabilirdi... Yalnızlığın en gereksiz versiyonu belki de bunlardır. İş hayatında da sıkça rastlayabiliriz bu tiplere. Genelde dünya devi şirketler kadar başarılı görür kendini ama hala orta büyüklükte bir esnaf olmasının nedenini ise çalıştırdığı nankör insanlara bağlar, patronumuz dünya tatlısıdır, sigortayı yapar, ultra yüksek maaşlar verir, fazla mesaiye zorlamaz, mesai ücretlerini takır takır yatırır ama bu işçiler yok mu bu işçiler hep yüzüstü bırakmıştır patronumuzu o yüzden büyüyememektedir(buna kargaların da güldüğüne eminim :) )

Ütopik yalnızlar olayı paraya, zenginliğe vb şeylere bağlar fakat herşeye sahip oldukları halde bir türlü istedikleri beraberliği yaşayamayan insanlarda vardır.

İşte Ünlü Yalnızlar

Nicole Kidman
Penelope Cruz
Meg Ryan
Britney Spears
Beyazıt Öztürk
Dylan McDermott
Julia Roberts
Ö,ü,